Mustafa Duran

Pazarlama üzerine sayıklamalar…

Mustafa Hakkında Çok Şey!…

Herkesin günün birinde bugüne kadar neler yaptığı ile ilgili bir değerlendirme yaptığı olur. Bu yazı da benim yaklaşık 16 yıllık iş hayatım ile ilgili  değerlendirmeyi (tabii ki biraz kişisel)  kapsıyor.  Uzun zamandır yazmayı düşünüyor ve kafamda kurguluyordum. Gün bugünmüş.

Otelcilik ve turizm meslek lisesi mezunusun, üniversitede hangi bölümü seçersin?…

Sene 1994. O zamanlar üniversite iki basamaklı. Dershanede ki danışman, Halkla İlişkiler ve Tanıtımdiye bir bölümden bahsediyor. İlk defa duyuyorum. Ama bana söylediği şu “Otelcilik mezunusun, bu bölümle onu birleştirirsen daha kolay iş bulabilirsin”. Ve bu doğrultuda 4’üncü sırada yazılan bu bölüm ve bu bölümü kazanmakla başladı her şey… İyi mi oldu? Halimden memnunum…

Anket yapar mısın?…

Aslında her şey Noyan Ergül’ün (Şuan kurucusu olduğu Zen Halkla İlişkiler‘de çalışma hayatını sürdürüyor) “Anket yapar mısın?” sorusuyla başladı. Üniversiteye girdiğimin ilk günlerinde tanışmıştım Noyan’la. Ve o dostluğumuz iş arkadaşlığını da beraberinde getirmişti.  O soru ile Diyojen ile tanıştım. Diyojen, iletişim fakültesinde akademisyenken ayrılan Ali Gizer ve Sinan Dirlik tarafından kurulan bir araştırma şirketiydi.


Adidas (Yıllar sonra Adidas için yaptığımız araştırmaları kurum içinde kullanan ve şu an On İletişim’i yöneten İpek Özgüden Özer ile tanışmak ve zaman zaman sohbet etmek de ayrı bir zevk.) için yapılan “Taraftar Profili Araştırması”nın bir anketörü olarak Diyojen’e girişim ve orada çalışmam 5 yıla yakın sürdü. Anketör, alan koordinatörü, sosyal araştırmalar asistanı, proje yönetmeni ve koordinatör olarak Diyojen’de çok şey yaşadım ve benim kariyerimin oluşmasında en büyük katkıyı yapan yer oldu.

Diyojen benim için bir okuldu…

Ali Gizer ve Noyan Ergül ile beraber Diyojen’de pek çok sosyal, siyasal ve pazarlama araştırmasına imza attık.

“Adidas Streetball Challange 1996 – Katılımcı, İzleyici Profili Araştırması”, “Kids and Teenagers Omnibus”, “Türkiye’nin Refahı, Refah’ın Türkiye’si”, “Bayan Giyiminde Tüketim Alışkanlıkları ve Beklentileri”, “Türkiye’de Televizyon Yayıncılığı” “Beyoğlu Belediye Başkan Adaylarından Beklentiler” ve “Tunceli Seçmenin Milletvekili Adaylarından Beklentileri, Aradığı Özellikler ve Adayın Parti Tercihine Etkileri” araştırmaları şu an ilk aklıma gelenler. Her birini çok zevk alarak ve çok şey öğrenerek hayata geçirdik. Bazısında oldukça fazla yorulduk. : )

Diyojen içinde gerçekleştirilen, CIDC Insight (Center for Intercultural Dialogue and Coopertion) isimli dergi çalışması ile RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması) çalışmalarından ayrıca bahsetmek isterim.

CIDC, bir Portekizli’nin Türkiye’deki yabancılar, diplomatlar, akademisyenler için hayata geçirmek üzere bize ulaştığı bir dergi projesiydi. 20 – 25 gazeteyi günlük olarak takip edip, Türkiye’deki gündemi ortaya koymaya çalışan dergiyi 4 ay boyunca biz hazırladık. Projenin benim için 2 önemi var diyebilirim. Birincisi Refah-Yol hükümetinin başta olduğu ve 28 Şubat ile son bulan sürecin en sıcak 4 ayını farklı görüşteki gazetelerden inceleme fırsatı yakalamamdı. İletişim fakültesinde bize okutulanlar ile medya dünyasının aynı olmadığını ve medya dünyasının bize ne şekilde hükmetmeye çalıştığını çok net gördüm.

CIDC projesi ile farklı kültürlerden pek çok kişi ile çalışma imkanı yakalamak da oldukça ilginç bir deneyimdi. Çünkü proje içinde bizim dışımızda 1 Portekizli, 1 Anzak ve 1 Japon vardı. Kültür değiştikçe insanların çalışma şeklinin ve hayata bakışının nasıl değiştiğini görmek açısından güzel bir deneyimdi. Bu arada üniversiteden de hocamız olan Prof. Dr. Nilüfer Narlı ile beraber çalışmak da ayrı bir tattı.

RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması), radyo dinleyicilerinin genel profillerini belirleyerek, radyoculara her zaman ihtiyaç duyabilecekleri, dinleyicileri ile ilgili temel bilgileri temin etmeleri amacıyla aylık olarak gerçekleştirdiğimiz bir çalışmaydı. Radyoların en popüler olduğu bu dönemde yaptığımız bu çalışma ile radyoların ölçümlenmesi noktasında ilk adımların atılmasında yer almak bizim için çok önemliydi. Ayrıca radyo camiasını tanımak açısından da güzel bir tecrübeydi.

Ali Gize’in kariyer yolculuğumdaki rolü büyük…

Hayatımda gördüğüm en mütevazi insanlardan biridir, Ali Gizer. Ali Gizer’den araştırmanın yanında bilginin değerini, kendimi nasıl geliştireceğimi, insanlarla iletişimi ve pek çok şeyi öğrendim. Bize ağabeylik dışında, hayat öğretmenliği de yapan Ali Gizer’e kariyerimde açtığı yol için minnettarım.

Aktif Dağıtım, GüncelVeri ve Yusuf Köse…

Ali Gizer’in askere gitmesinden kısa bir süre sonra Noyan ile beraber, gençliğimizin ateşine kapılıp Diyojen’in kapısına kilit vurduktan kısa bir süre sonra Aktif Dağıtım (Şimdiki ismi ile Aktif İleti) ile yollarım kesişti.

Aktif Dağıtım’ın “Araştırma Uzmanı” pozisyonu için görüşme yaparken şirketin genel müdürü Yusuf Köse’nin dağıtım sırasında teslimat yapılan kişilerle küçük anket çalışmaları yapma fikri üzerine, başvurduğum pozisyonun yönü değişmiş oldu.

Aktif Dağıtım bünyesinde teslimat sırasında anket uygulamasının (önce GİK (Gönderi İzleme Kartı) ile sonra el terminalleriyle) altyapısını hazırladıktan sonra GüncelVeri isimli araştırma şirketi kuruldu. Ve benimle başlayan sürece yeni çalışma arkadaşlarım katıldı. GüncelVeri’de el terminalleri ile hem araştırma çalışmaları yaparken hem de doğrudan pazarlamaya hizmet edecek veri bankası oluşturma çalışmalarımız devam etti. Bu süreçte ayrıca “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2001”, “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2000” ve “Aktif Dağıtım Müşteri Memnuniyeti” araştırmalarına imza attım.

Yaklaşık 1,5 yılımı geçirdiğim Aktif Dağıtım ve GüncelVeri’de bilişim teknolojilerini, internet dünyasını ve bu dünyanın hayatımızı nasıl etkilediğini gördüğüm bir dönem yaşadım. Buna bir de Yusuf Köse’nin liderlik, yenilikçilik, insan ilişkileri, girişimcilik, teknoloji konularındaki yaklaşımı eklendiğinde Diyojen ile başlayan gelişim sürecime çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Askerlik günleri…

Ankara ve Kars’da geçen askerliğim zor kış şartlarına rağmen neler yapmak istediğim konusunda düşünmem için güzel bir ortam yarattı. Yedek subaylığın rahatlığıyla bol bol okuyor, yazılar yazıyordum. Hatta askerlik sürecimde iki araştırma raporunu yazacak kadar iş hayatının içindeydim diyebilirim. Askerliğin ülke şartlarını tanıma, doğudaki hayatı görme anlamında da katkılarını yok sayamam.

Zor Bir Genel Müdür Ömer Faruk Sezgin…

Ajans Press ve Clear Channel’da olmak üzere 2 kez Ömer Faruk Sezgin ile beraber çalışma fırsatı yakaladım. Çoğu kişi için zor ve bir o kadar da yıpratıcı olarak nitelendirilen bir genel müdürdü kendisi. Ancak benim için ayrı bir yeri var. Strateji, kalite, taktik, personel yönetimi, müşteri ilişkileri kavramlarının iş hayatı içinde nasıl işlediğini Ömer Faruk Sezgin sayesinde kavradım diyebilirim.


Pazarlamadünyası.com
nasıl doğdu?…

Ajans Press’deki son günlerimde domainini almamla başladı her şey. Sonrasında Clear Channel’da pazarlama müdürlüğüm sırasında web sitemizi yaptırdığımız PBS Bilişim Danışmanlık ile tanışmamdan sonra projeyi hayata geçirmek için 2005 yılında çalışmalara başladık. Ve 2005 yılının Aralık ayında yayına girdik. O tarihten bu yana pazarlama ve pazarlama iletişimi ile ilgili yayıncılık yapmaya devam ediyorum.

Pazarlamadünyası.com, hem çok şanslı hem de çok şansız bir portal oldu. Kurulduğundan yaklaşık 1 yıl sonra tasarımının ne kadar kötü olduğunu gördüm. Ve yenilemek için bu zamana kadar 3 – 4 farklı ajans tasarımını yenilemek için destek olmak istedi. Hepsi ile çalışmalar kısmen başlamış olsa bile, bu şirketlerin hepsine danışman olarak destek vermeye başladıktan sonra bir türlü tasarım tamamlanamadı. Hep destek verilmek istenen ama hiçbir zaman son bulmayan çalışmalar Pazarlamadünyası.com’u hem şanslı hem de şansız kılıyor.


Şu an için şunu söyleyebilirim; Pazarlamadünyası.com’un tasarımı Hiperaktif DotCom Agency tarafından tamamlanmış durumda. Altyapısal değişiklikler ve yenilemeler ile PBS çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor. Büyük bir aksilik olmazsa Ekim ayı sonuna kadar yenilikleriyle ve yeni tasarımıyla Pazarlamadünyası.com yayında olacak. Yine pazarlama ile ilgili pek çok konuğu ve konuyu takipçilerine sunmaya devam edecek.

Her şirketten bir şeyler kazandım…

1994′ün sonlarında pazarlama araştırmaları ile başladığı pazarlama kariyerimde; uzman, yönetici ve danışman olarak birçok şirkette çalıştım. Diyojen, Güncel Veri, International Service Check, Vodaco Agency, On8 İletişim, Clear Channel, Aida İletişim, Referans Noktası, Kurumsal Gelişim Enstitüsü, Enera Danışmanlık, Ajans Press, PBS Bilişim Danışmanlık, Bilişim Eğitim Merkezi ilk aklıma gelenler. Hepsinde görev alırken pek çok kişi tanıdım ve hepsinden çok şey öğrendim. Ve öğrenmeye devam ediyorum.


Ancak iş yaşamımı Ali Gizer, Yusuf Köse ve Ömer Faruk Sezgin şekillendirdi denilebilir. Ali Gizer bilgi tohumlarını ve bilgiye ne şekilde ulaşabileceğimin kanallarını açarken, Yusuf Köse ile bilişim dünyası ile iş hayatındaki önemini ve teknolojiyi nasıl kullanabileceğimi öğrendim. Ömer Faruk Sezgin ile ise öğrendiğim şeyleri kendi kabiliyetlerimle iş hayatımda stratejik olarak nasıl kullanabileceğimin farkına vardım.

Bu üç insan dışında hem iş hem de özel yaşamımda fikirlerinden yararlandığım; Rana Özşeker’e, Yılmaz Altun’a, Korhan Akaydın’a, Mehmet Subaşı’ya, Dilek Yıldırım Akgün’e,  Özkan Kaymak’a, Sinan Torunoğlu’na, Metin Karaşahin’e, Dr. Başar Öztayşi‘ye ve ismini sayamadığım tüm güzel insanlara ayrı ayrı teşekkür etmek isterim.

Keşkeler…

İki konuda hep keşke dedim. Belki birindeki keşkeyi imkan bulursam kaldıracağım. Ne bunlar;

  1. RADAR’ın 12’ye yakın abonesi varken ve bunun dışında araştırma işlerimiz de varken; gençliğimizin tecrübesizliği ile Noyan Ergül ile beraber Diyojen’in kapısına keşke kilit vurmasaydık.
  2. 1998’de başladığım, derslerini verdiğim ve tez aşamasına geldiğim “Halkla İlişkiler ve Tanıtım” alanındaki yüksek lisansımı keşke tamamlasaydım. İki kere aftan yararlanmama rağmen işlerin yoğunluğundan tamamlayamadığım tezim hep içimde bir burukluk yaratıyor. Eğer atılmadıysam, tezimi bitirmeyi amaçlıyorum.

Şimdi neler yapıyorum?…

  1. Pazarlamadünyası.com’u yeni tasarımıyla beraber daha güçlü hale getirmek için çalışıyorum.
  2. Firmalara / markalara ajans (reklam ajansı, PR ajansı, interaktif ajans, vb.) seçimlerinde destek oluyorum.
  3. İnandığım ve beraber çalışabileceğim firmalara pazarlama ve iş geliştirme alanında destek oluyorum.
  4. Çeşitli web projelerine ve araştırma çalışmalarına dışarıdan destek veriyorum.
  5. Kendime ait web projeleri üzerinde çalışıyorum.
  6. Pazarlama, dijital pazarlama, sosyal medya, halkla ilişkiler, reklam, dijital trendler, marka, kişisel gelişim ve araştırma konularına kafa yoruyorum.

Bunların dışında Uluslararası Reklamcılık Derneği (IAA) Genç Profesyoneller Grubu’nun aktif bir üyesiyim.  İstanbul İletişim Fakültesi Mezunlar Derneği (İSTİM)’in yönetim kurulu üyesiyim.  Ayrıca çok aktif olmasam da Türkiye Bilişim Derneği (TBD)’nin üyelerinden biriyim.

Zevkler, renkler ve hayat…

Ben bir dayıyım. Yeğenlerim Aslı ve Umut ile vakit geçirmekten büyük bir zevk alıyorum. Bazen en bitkin anımda onları görünce sanki yeniden canlanıyorum.

Çok geniş bir kütüphanem var. İş kitapları dışında sosyoloji, psikoloji, siyasal iletişim alanındaki kitapları okuyorum. Şiir, oyun ve öykü kitaplarımın yeri tabii ki ayrı. Ayrıca bir aforizma tutkunuyum. 3 – 4 kelime ile insanın içine saplanan ve insanı düşünmeye sevk eden cümleleri seviyorum.

Ve yazıyorum. 1989’den bugüne kadar yaşadıklarımla ilgili notlar tutuyorum. İlerde bunlara biraz da kurmaca ekleyerek romanlaştırmayı düşünüyorum. Bunu ne zaman yaparım hiçbir fikrim yok. Ancak yaklaşık 2 yıl önce başladığım, iş hayatını ele alan bir roman üzerinde çalışıyorum. Hayat istediğim gibi akar ise 2012 yılında bunu bitirtmeyi planlıyorum.

Bunların dışında dostlarımla vakit geçirmek, yeni mekanlar keşfetmek, bazen hüzünlenmek, bazen sevinmek, müzik dinlemek  en çok zevk aldığım şeyler.

Ve hayatın bana sunduğu bir şans olan Tutku Yamak. Hayatımın anlamı; aşkım, dostum, her şeyim. Ve iş hayatımdaki en büyük destekçim.

İyi ki hayatımda ve ilk seferinde başarısızlık yaşadığım “evlilik” kavramını O’nunla hayata geçirmeyi planlıyorum. Planlar hayat bulunca hepinizle paylaşıyor olacağım. :)

Son söz…

“Doğuştan gelmeyen tek yetenek, istemektir. Olmak istemek, iyi olmak istemek, en iyi olmak istemek. Sahip olabileceğin en önemli yetenek budur.” (Paul Arden)

Not: Oldukça uzun oldu ama içimden böyle geldi. Yazıyı yazmama teşvik eden Tutku’ma ayrıca teşekkür ederim.

August 31st, 2010 Posted by Mustafa Duran | , , , , , , , , , , , , , , , | Kişisel, Kişisel Gelişim, Pazarlama | no comments

Kendi Markanız Olun

“Kendi Markanız Olun” isimli kitap; kişisel bir kaynak olarak bireylere düşüncelerini ve davranışlarını profesyonel ve kişisel yaşamlarının her alanında önemli ve farklı ilişkiler kurmalarına, iş kaynağı olarak ise çalışanların kurumlarının marka stratejilerin daha iyi anlamasına ve davranışlarını bununla daha etkili bir uyum içine sokmasına yardım ediyor.

David McNally & Karl D. Speak tarafından yazılan kitap; ilk olarak marka kavramını ele alarak güçlü bir markanın nasıl sistemli bir şekilde edilip yönetileceğini ele alıyor. Sonrasında  marka yönetiminin temel ilkelerinin kişisel uygulamaları ve şirketlerin temel misyonlarından kopmadan markalarını dönüştürdükleriyle ilgili ayrıntılar sunuluyor. Son olarak ise bu marka yönetim tekniklerinin sizin kendi kişisel ve profesyonel ilişkilerinize nasıl uygulanacağını ele alıyor.

Değerleri netleştirmek, anlamak ve onlara göre hareket etmenin güçlü bir kişisel marka yaratmanın temel öğelerinden biri olduğunu ön plana çıkarak kitap; kişisel markayı; “yeterlilikler”, “standartlar” ve “stil”den oluşan üç boyutlu bir modelde değerlendiriyor. Kişisel markanın bu model çerçevesinde oluşturulma sürecinde “farklı”, “alakalı” ve “tutarlı” olma gerekliliği de kitapta ayrıntılı olarak okuyucuya sunuluyor.

August 29th, 2010 Posted by Mustafa Duran | , , , , , | Kitaplar, Kişisel Gelişim, Marka | one comment

Kişisel Marka

Kişisel markaKişisel marka nedir?

Kişisel marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine/müşterisine/çevresine verdiği mesaj, yarattığı algı, benzersiz yanlarını ortaya çıkaran fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlamasıdır. Kişisel marka, kişinin kendine biçtiği değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlesinin kişinin değerini anlamasını kolaylaştırır.

Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve bunu profesyonel yaşamınıza aktarmayı başarmak diyebiliriz.

Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşıyacaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artacak. Gelecek için çalışmaktır, kişisel marka. Sosyal medyanın güçlenmesini, kişilerin kendilerini daha görünür yapma istekleri de sağlamaktadır.

Kişisel markanın bileşenleri nelerdir? Kişinin sahip olması gereken özellikler nelerdir?

Kişisel marka olmak için “BEN”i iyi tanımak, net tanımlamak ve “BEN”i en anlaşılır ve iz bırakan şekilde sunmak gerekiyor. Kurum/ürün marka çalışması ile benzerlik taşısa da çok farklı değerler taşımaktadır. Kişi ve hedef kitlesi markanın bileşenlerini oluşturuyor. Kişilik özellikleri, kişinin kendisi ile ilgili inançları ve değerleri “BEN”i nasıl tanımlayacağımızı ortaya çıkartıyor.

January 20th, 2010 Posted by Mustafa Duran | , , , , | Kişisel Gelişim, Marka, Pazarlama | no comments

Kişisel İmaj

kişisel imajKişisel imaj nedir?

Kişisel imaj kısaca başkalarının zihnindeki biziz. Her hangi bir ortamda birisiyle tanıştığımız zaman bilinçaltımızdaki kalıplaşmış örneklere (stereotype) dayanarak karşımızdaki kişi hakkında bir takım yargılara varırız. O kişinin kıyafetleri, tavırları, konuşma tarzı, duruşu ve gördüğümüz duyduğumuz herhangi bir şey bilinçaltına attığımız bilgilerden birini tetikleyerek otomatik tepki mekanizmamızı çalıştırır. 30 saniye gibi kısa bir zaman aralığı içinde o kişi ile ilgili izlenimlerimizi oluşturur, yargıya varırız.
İşte kişisel imaj bu ilk izlenimlerle başlayan, olumlu ve tutarlı bir şekilde devam edip daha da perçinlenen zihinsel resim ve bize karşı nasıl bir davranış sergileyeceklerini belirleyen görünüşümüz ve davranışlarımızın da toplamıdır.

Kişisel imajın bileşenleri nelerdir?

Geçmişte kişisel imaj sadece kılık kıyafet, beden dili ve sosyal etiket/iş etiketinden ibaretti. Ancak günümüzde yeni oluşan “Bütünleşik İmaj” kavramında bunlara ek olarak doğru ve etkili konuşma, birebir iletişim ve topluluğa hitabetin yanı sıra yönetsel yetkinlikler de bulunmakta. Çevremizdekilere vermek istediğimiz mesajları iletebilmek için kullandığımız her tür araç bizim imajımızın bir parçasıdır.
Düşünün ki bir yönetici dış görünüşüyle, tavırlarıyla son derece profesyonel bir duruş sergiliyor. Ancak her toplantıya geç geliyor, öncelik yönetimini doğru yapamıyor. Bu kişinin iyi bir profesyonel imaja sahip olduğunu söyleyemeyiz.
Kişisel imajın kendimizi ifade ve iletişim aracımız olduğunu düşünecek olursak, bu amaca hizmet eden her türlü özelliğin kişisel imajın bir bileşeni olduğunu ifade edebiliriz.

Kişisel imaj oluştururken izlenmesi gereken süreçler nelerdir?

Öncelikle imaj yönetiminin amacının kendimizi nasıl gördüğümüz ve diğer insanların bizi nasıl algıladıkları arasındaki farkı belirlemek, tanımlamak ve böylece kendimizle ilgili bazı değişiklikler yaparak başkalarının bizi doğru ve gerçekçi olarak algılamalarını sağlamaktır.
Bu noktadan hareketle ilk adımın kendimizi tanımamız ve vermek istediğimiz mesajı belirlemeniz olduğunu unutmamak gerekiyor. Aslında işin bu aşamasında kendimizi tanımamız, isteklerimizi belirlememiz için kullanabileceğimiz en etkili araç olan koçluk da işin içine giriyor. Böylece içsel gelişiminizi sürdürürken, dışsal değişimimizi de aynı anda, bir ahenk içinde hayata geçirebiliyoruz. İkinci aşama ise bir uzman tarafından güncel imajınız ve kişiler üzerinde bıraktığınız ilk izlenimlerle ilgili bir değerlendirme yapılmasıdır. Bu adım sayesinde aradaki farkı ölçme şansı buluruz. Aradaki farkı yoketmek amacıyla gerekli çalışmalara başlarız.
Kıyafetler, renkler, beden dili, is etiketi, sosyal etiket, birebir konuşma, topluluğa hitabet ve yönetsel yetkinlikler de dahil olmak üzere geliştirilmesi gereken konularda uzman kişilerin desteği alınarak bir kişisel gelişim yolculuğu yaşanır.

Başarılı bir kişisel imajın kişiye katkıları nelerdir?

İnsanlar sizi ilk kez gördüklerinde, sizinle ilgili yargılara varırlar. İlk görünüş, ilk konuşma ve davranışların sizi yansıttığını düşünürler, sizin kişisel özellikleriniz hakında olumlu ya da olumsuz değerlendirmeler yaparlar. Kısaca imajınız, girdiğiniz bir ortamdan ayrıldığınızda insanların aklında olumlu veya olumsuz iz bırakmanızı sağlar. Buna dayanarak karşımızdaki kişi bize güvenip güvenmediğine, hoşlanıp hoşlanmadığına, iş yapıp yapmayacağına karar verir. Özelikle günümüzde iş dünyasında başarı, teknik bilginiz ve yetenekleriniz kadar imajınıza da bağlıdır. Mutlaka iyi bir profesyonel imaja sahip olmanızı gerekir. Kalıcı ve olumlu ilk izlenim; eğitim ve deneyimler eşit olduğu takdirde rakipleriniz arasından seçilmeniz için belirleyici faktördür. İmaj yönetimini en iyi şekilde yaparak kişilerin bizimle ilgili duygu, düşünce ve yargılarını etkileme gücüne sahip olduğumuzu asla unutmamalıyız.
Bir diğer önemli noktada kişisel imaj bizim en önemli iletişim aracımızdır. Kendimizle ilgili vermek istediğimiz her türlü mesajı imajımız aracılığıyla bazen tek kelime bile söylemeden, çok kısa bir süre zarfında karşımızdakilere aktarıyoruz. İyi kullanılan, gerçeği yansıtan bir kişisel imaj sizinle ilgili yanlış anlaşılmaları da önleyecek ve insanların sizi daha iyi ve adil bir şekilde değerlendirmelerine yardımcı olacaktır.
Unutmayalım ki hissettiklerimizle, giyimimizle, makyajımızla, yaşadığımız ya da çalıştığımız mekanlarla bir bütündür ve “bizim” aynamızdır, imaj. O yüzden kendimizi farketmemizi, özgüvenimizin gelişmesini, girdiğimiz ortamlarda ve ilişkilerde “farkındalık” yaratmamızı, kariyerimizi, bireylerle ve kurumlarla ilişkilerimizi geliştirmemizi, kurumumuzun ‘yaşamasını’ sağlayacak en önemli araçtır aynı zamanda.

Başarılı bir kişisel imaj için olmazsa olmazları nelerdir?

Çevremizdekilerin bizimle ilgili düşünceleri bütünselliğe dayanır. Sadece nasıl göründüğümüz değil, nasıl davrandığımız, nasıl konuştuğumuz, beden dilimizi nasıl kullandığımızda verdiğimiz mesajın bir parçasıdır. Bu sebeple öncelik her zaman tutarlı, çelişkisiz olmaya dayanır ki o da ancak gerçek sizi yansıtmanızla mümkündür.
Her insanın eşsiz olduğunu, benzerinin olmadığını kabul edersek, diğer insanlardan farkımız aslında kendimiz olmakta yatıyor. Dış görünümümüzden, yönetsel yetkinliklerimizi uygulamamıza kadar her konuda kendi imzamızı atmamız çok önemlidir. Bu ise kuralların sadece bir çatı olduğunu ve kuralların içinin herkesin kendi kişiliği çerçevesinde doldurması gerektiği gerçeğini kabul etmemiz ile mümkün olur.

Kişisel imaj danışmanı seçerken dikkat edilmesi gereken unsurlar nelerdir?

Öncelikle imaj danışmanı, stil danışmanı, moda danışmanı, tasarımcı gibi Türkiye’de birbirinin yerine kullanılan bu mesleklerin gerçek tanımlarını öğrenmek gerekir. İmaj danışmanı size sadece stiliniz ile ilgili destek vermez, hizmet yelpazesi daha geniştir. Bu bağlamda kesinlikle dikkat edilmesi gereken nokta bu kişinin konu ile ilgili eğitimidir. Türkiye’de bu konuda Uluslararası İmaj Danışmanları Derneği ya da İmaj Danışmanları Federasyonu tarafından akredite edilmiş bir eğitim olmadığı için bu kişinin mutlaka yurt dışında bu eğitimi almış olması gerekmektedir.
İmaj danışmanlığı almak isteyen kişi bir yönetici ise danışmanın yöneticilik deneyiminin olması, sanatçı ise danışmanın bu sektörü çok iyi tanıması gerekmektedir. Çünkü imaj sadece standart dış görünüş değişikliklerinden ibaret değildir. Davranış değişikliğine yol açabilecek ve başarıyı yanında getirebilecek bir danışmanlık süreci, eğitim ve deneyim birlikteliği ile mümkün olur.

Hazırlayan
Rana Özşeker
İmaj ve İletişim Koçu
RNA Danışmanlık
www.rna-tr.com

Kaynak: www.pazarlamadunyasi.com

June 6th, 2009 Posted by Mustafa Duran | , , , , | Kişisel Gelişim, Pazarlama | no comments