" /> Mustafa Duran

Mustafa Duran

Pazarlama üzerine sayıklamalar…

Dikkat Ekonomisi

Dikkati anlamak ve yönetmenin iş dünyasında başarının en önemli ve en belirleyici değer olduğu günümüzde  “Dikkat Ekonomisi” isimli kitap; iş dünyasının bu en belirleyici yeni değerini nasıl kazanacağımızın ve nasıl harcayacağımızın kapılarını aralıyor.

Enformasyon denizinde boğulduğumuz bu çağda;  hem kendi dikkatimizi toplamak hem de müşterilerimizin, personelimizin dikkatini çekmek ve topladığımız dikkati analiz etmek bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. “Dikkat Ekonomisi” isimli bu kitap; bu zorunluluğu gözler önüne sermekle beraber dikkati çekmek ve muhafaza etmenin tekniklerini sunuyor.

Thomas H. Davenport ve John C. Beck kitaplarında, reklamcılık, e-ticaret, enformasyon yönetimi, liderlik ve strateji gibi pek çok konuda dikkat kavramının önemini ve etkisini örneklerle de anlamamızı sağlıyor.

Kitaptan İnciler…

  • Eğer şu anki ekonomide başarılı yakalamak istiyorsanız dikkat çekmek konusunda iyi olmak zorundasınız.
  • Dikkat, tıpkı uçak yemekleri ve taze gıdalar gibi çabuk bozulur.
  • Dikkat, “enformasyon rekabeti” bolluğuna rağmen nasıl çalışmak gerektiğini kavramak demektir.
  • Gelecekte başarıya ulaşacak şirketler zaman yönetiminde değil dikkat yönetiminde uzmanlaşan şirketler olacaktır.
  • Müşterilerin dikkatini çekmenin bir yolu da elbette onlara dikkat vermektir.
  • Artık, çalışanlara harcadıkları zaman ve ortaya çıkarttıkları ürün yerine, fikirlerinin yararlılığına göre para ödenecek.
  • Herhangi bir kuruluştaki çoğu yönetici, çalışanların dikkatlerinin hayal kırıcı ölçüde büyük bir yüzdesinin politik entrikalara, sinsi düşüncelere, tartışmalara ve dedikodulara yöneldiğini bilir.
  • TV, dikkatleri kısa öyküler, doğru zamanlama, sağlam karakterler, tercih ve kullanıcı dostu olması sayesinde toplar.
  • İnsanlar bilgisayardan değil insandan gelen dikkate değer verir.
  • Bize doğru iletilen enformasyon karşısında –önceden istediğimizi düşünmüş olsak bile- ilgimizi anında kaybederiz.
  • Belki ihtiyacımız olan, dikkatimizi bizim için filtreleyecek ütopik sistemler değil, kendi dikkatimizin koruyucusu olmamızı sağlayacak araçlardır.
  • Dikkati korumak adına sık tekrara başvurmak ile izleyicilerin canını sıkmak arasında ince bir çizgi vardır ve iyi reklamcılar bu çizginin farkındadır.
  • İçeriğin değişmesi beklenmeyen sitelerde bile ziyaretçiler yenilik görmek, sitenin aktif olarak yönetildiğini ve materyallerin eskimiş olmadığını bilmek ister.
  • Sıkıcı ve zeki olmak, sizi bir kuruluşun tepesindeki iyi oyunculardan biri yapabilir, fakat bu sizi zirvede tutmaya yetmez.
  • Dikkat yönetiminin püf noktası kimsenin dikkatini kontrol edemeyeceğinizi kabul etmektir.
  • Dikkat nehri liderden çalışanlara, onlardan da tüketicilere ve müşterilere doğru akar.
  • Bizim olan şeylere daha fazla dikkat yönelttiğimiz için, çalışanları karar verme sürecine dahil edin.
  • İş stratejisi, özünde örgütsel dikkati bazı seçeneklere daha fazla odaklamakla ilgilidir.
  • Pek şirket bir birleşme veya satın alma sonrasında hisse bedeline değer katmıştır; bu da çoğunlukla dikkatle ilgilidir.
  • Şirketler artık bilgi portallarının ne kadar kapsamlı olduğuna değil, yarattıkları bilgi ortamının hedefi ne kadar vurduğuyla gurur duyacaklar.
  • Enformasyonu öncelik sırasına koymak, üzerine yoğunlaşmak, tepki vermek ve ilgisiz veriyi elemek, en az enformasyonu etmek kadar önemli olacak.
  • Dikkati, bedava ürünler ve hizmetlerle değiş tokuş etmek şeytanla pazarlık etmek olur.

Kimler Okumalı?…

Günümüz iş dünyasının yeni bilimi olarak nitelendirilen “dikkat yönetimi” kavramını anlamak ve iş hayatında uygulamak isteyen tüm profesyonellerin “Dikkat Ekonomisi” isimli kitabı okumalarında yarar var.

İşleri dikkat çekmek ve bu dikkati muhafaza etmek olan; reklamcılar, pazarlamacılar, iletişimciler ve online dünyada iş yapanların kitabı ayrı bir gözle okumaları tavsiye edilir.

24.03.2011    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , , , | Kitaplar, Kişisel Gelişim, Yönetim / Strateji | yorumsuz

Koçluk

Koçluk nedir?

İster birey olarak, ister kollektif olarak insanların yaşam sürecindeki en temel fonksiyonları kendileri için çekici bir gelecek resmi belirlemek, ve bu resme doğru etkin bir biçimde ilerlemektir. Hedef koymak, vizyon belirlemek, problem çözümü, stratejiler belirlemek, eylem planları yapmak hep bu iki temel fonksiyon dahilinde değerlendirilebilir. Ancak insanlar, çeşitli nedenlerle bazı durumlarda bu iki fonksiyonu etkin bir biçimde yerine getiremeyebilirler.

Hepimizin kendimizi amaçsız hissettiğimiz, ihtiyaçlarımızı doğru tespit edemediğimiz, belirlediğimiz hedef ve ihtiyaçlara doğru ilerlemek için ne yapmamız gerektiğini kestiremediğimiz, veya ne yapmamız gerektiğini bilip de o gücü ve kaynakları kendimizde göremediğimiz zamanlar vardır. Veya herşey yolundadır, ancak daha hızlı ilerlemek isteriz.

İşte koçluk bu süreci destekleyen bir hizmettir. İçerik olarak bir kişinin veya grubun, kendileri için çekici olan bir gelecek resmi belirlemeleri ve/veya bu gelecek resmine doğru etkin bir şekilde ilerlemeleri sürecini desteklemek ve kolaylaştırmak amacını taşıyan bir danışmanlık hizmetidir.

Koç kime denir? Bir koçun taşıması gereken özellikler nelerdir?

Koç, yukarıda verilen tanımda belirtilen hizmeti icra eden kişidir. Yani koçlar, danışanlarının net gelecek resimleri belirlemelerine ve bu gelecek resmine doğru etkin bir biçimde ilerlemelerine destek olurlar. Bunu yaparken danışanlarının ulaşmak istedikleri gelecek resmi bağlamında etkin ve etkin olmayan davranışlarının, düşünüşlerinin ve tutumlarının farkına varıp bunları etkin davranış, düşünüş ve tutumlarla değiştirmelerine yardımcı olurlar. Yani aslında danışanlarını hedeflerine taşımak yerine, kendilerini hedefe taşıyacak kaynakları ve becerileri edinmelerine destek olurlar. Bu açıdan koçluk, bir performans desteğinden çok, bir öğrenme deneyimidir.

Koçluk mesleğine soyunan kişilerin de doğal olarak bu hizmeti verebilecek ve bu öğrenme sürecini destekleyecek alt yapıya sahip olması önemlidir. Bu altyapıyı oluşturan en önemli öğeler şunlar:

  • Mesleki eğitim: Dünyada şu anda koç yetiştiren bir çok kurum var. Ancak bunların eğitim kaliteleri tartışma görütür bir konu. Bu konuda söz sahibi olan kurumlardan biri Uluslararası Koçlar Federasyonu (ICF). Bu kurum tarafından onaylı eğitim kurumlarından birinin programını bitirmiş olmak, minimum koşul olarak kabul edilebilir. Ayrıca en başarılı koçlara baktığımızda hemen hemen hepsinin koçluk meslek eğitimi dışında müspet bilimler veya sosyal bilimler alanlarından (mühendislik, ekonomi, psikoloji, işletme, vb.) birinde veya birden fazlasında ciddi bir akademik eğitimleri olduğunu da görüyoruz.
  • Tecrübe: Koçluk, üniversiteden mezun olur olmaz yapılacak bir meslek değil. Hizmet verdiğimiz danışanlar, yaşamlarında belirli dönüm noktalarında desteğe ihtiyaç duydukları için karşımıza geliyorlar ve çoğu da mesleki ve özel yaşamlarının belli bir noktasına gelmiş kişiler. Bu açıdan kendilerinin içinde bulunduğu durumu anlayabileceklerine inandıkları ve kendilerine yol gösterme konusunda güven duyabilecekleri, aynı dili konuşan bir kişi ile çalışmaları önemli. Bu açıdan koçluk genellikle ikinci kariyer olarak icra edilen bir meslek.
  • Koçun kendi gelişim yolculuğu: Koçluk, ve bir başkasına destek vermeyi içeren her meslek, gerçekten hizmeti verenin kendi zayıf ve güçlü yanlarını, gelişmiş ve gelişmemiş taraflarını bütün çıplaklığı ile ortaya koyar. Bu açıdan iyi bir koç, hiç bitmeyen bir gelişim süreci olan kişidir.

Ülkemizde bireysel ve kurumsal koçluğu genelde kimler tercih ediyor?

Bireysel ve kurumsal koçluktan bahsetmeden önce bu iki kavramı tanımlamakta fayda var: Bireysel koçluk ilişkisi, hizmetin bedelinin danışan tarafından ödendiği ve çalışma konusunun tamamen danışan tarafından belirlendiği çalışmalardır. Kurumsal koçluk çalışmalarında ise danışmanlık ücretinin tamamı veya büyük bölümü, danışanın çalıştığı kuruluş tarafından ödenir ve çalışma hedefleri kurum ve danışan tarafından ortaklaşa belirlenir. Bu çalışmalarda her zaman arka plandaki amaç, koçluğu alan kişinin veya grubun etkinliğini arttırmak, sonucunda da kurumun maddi ve manevi sonuçlarına katkıda bulunmaktır.

Ülkemizde ve dünyada bireysel koçluğun birincil satın alıcılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Yaratıcı, her zaman gelişim içinde olmayı bir ihtiyaç olarak gören, zeki, enerji dolu bireyler,
  • Girişimci, projeleri olan, bu projelerini gerçekleştirmek isteyen kişiler,
  • Yaşamlarında belli hedeflerine ulaşmış, ancak ulaştıkları noktadan belirli nedenlerle memnun olmayan ve değişiklik yapmak isteyen kişiler,
  • Mesleki veya özel yaşamlarında bir üst seviyeye geçen ve bu geçişi en iyi şekilde yapmak isteyen kişiler,
  • Bir değişim sürecinde olan veya bu sürece girmek isteyen kişiler.

Bireysel koçluk müşterileri demografik olarak orta ve orta – üst gelir diliminden, yüksek eğitimli, büyük şehilerlerde yaşayan yukarı doğru hareketli erkek ve kadınlar arasından daha çok çıkmakta.

Kurumsal koçluk, müşterileri ise daha çok kurumların üst düzey yöneticileri, yönetim takımları, kurumların yatırım yapmak istediği yetenekli genç yöneticiler ve yeni yükselmiş veya kuruma gelmiş tepe yöneticiler. Ülkemizde koçluktan ulusal ve uluslararası büyük ölçekli firmalar kadar orta ve küçük ölçekli firmalar da faydalanabiliyor.


Bireysel koçluğun kişiye katkıları nelerdir?

Gestalt Institute Of Cleveland’ın Kurumsal Ve Sistemsel Gelişim Merkezi’nin temel yaklaşımının altında şöyle bir varsayım yatmaktadır: Birbirleri ile benzer kaynak ve yetkinliklere sahip iki birey veya kurumdan birinin öne geçmesinin temel nedeni, bu kurumun diğerine göre sahip olduğu iç ve dış ortamları tarayabilme, topladığı bilgiden anlam çıkarma, ve istenilen hedeflere doğru ilerlemek için etkin biçimde yanıt verebilme yetkinliklerinin daha gelişmiş olmasıdır.

Bireysel koçluk sadece bireyin çalışma konusu olan hedeflerine ulaşmasına veya mevcut sorunlarını çözmesine destek olmaz. Bunu yaparken koçu, danışanının başka durumlara ve hedeflere de taşınabilecek yeni davranış ve düşünüş biçimleri geliştirmesi için çalışır. Yani koçluk sadece bir hedefe ulaşma desteği değil, hedefe ve amaçlara taşıyan yeni tutum, düşünüş ve davranışların araştırıldığı, keşfedildiği ve öğrenildiği bir çalışmadır.  Ancak öğrenme bununla da bitmez. Koçluğun asıl faydası öğrenmeyi öğrenmektir. Bir koçla çalışan kişiler, bu süreç içinde öğrenme için gerekli olan kendi kendini,  davranışlarını ve sonuçlarını sorgulamayı ve bundan ders çıkarıp yeni tercihler yaratabilmeyi öğrenir.

Kanada’da yayımlanan Ivey Business Journal’ın Mayıs/Haziran 2006 sayısında Christine Turner imzası ile yayımlanan araştırmaya göre, koçluk hizmetinden yararlanan tepe yöneticiler, koçluğun faydalarını şöyle sıralıyor:

  • Sürekli birebir ilgi,
  • Meraklı bir kurum dışı kişi ile dialog içinde olmanın sonucu daha  geniş düşünebilmek,
  • Kör noktaları da içeren öz farkındalık,
  • Gelişim için kişisel sorumluluk,
  • Tam-zamanında (Just-In-Time) öğrenmek.

Kurumsal koçluğun kuruma katkıları nelerdir?

Kurum çatısı altında gerçekleştirilen koçluk çalışmalarının yukarıdaki maddede bahsedilen bireysel getirileri yanında kuruma da çok ciddi faydaları olabilir. Ancak her koçluk çalışması, amaçlanan faydalara göre tasarlanacağı için, bu faydalar kurumdan kuruma ve çalışmadan çalışmaya değişebilir. Örneğin bir koçluk çalışması kuruma şu katkıları sağlayabilir:

  • Artan üretkenlik
  • Yetenekli liderlerin kurumda tutulması
  • Yönetim kalitesinde yükselme
  • İş sonuçlarının iyileşmesi
  • Artan takım çalışması ve iletişim
  • Artan çalışan memnuniyeti
  • Artan müşteri memnuniyeti
  • Azalan çatışmalar

Koçluk hizmeti süreci nasıl işler?

Koçluk çalışması, özellikle kurum çatısı altında gerçekleşenler bir kaç aşamadan oluşur:

  • Öncelikle çalışma hedeflerinin belirlenmesi ve üzerinde mutabık kalınması. Bu aşamada danışan ve koç, ve eğer kurumsal bir çalışmaysa danışanın kurumu beraberce çalışarak çalışma hedeflerini belirlerler.
  • Veri toplama:  Özellikle kurumsal çalışmalarda önemli olan bu aşamada, çeşitli anketler, 360 değerlendirmeler, kişilik envanterleri gibi enstrumanlar kullanılarak danışan hakkında veri toplanır.
  • Kişisel gelişim raporu ve geri bildirim: Bu toplanan veriler, koçu tarafından danışanla paylaşılır, güçlü yanları ve geliştirmesi gerken yanlar belirlenir, istenen hedeflere ulaşabilmesi için gerekli çalışma ve gelişim planı beraberce hazırlanır.
  • Koçluk çalışması: Koç ve danışanı daha sonra düzenli görüşmeler ile bu hedeflere doğru gelişim planı dahilinde çalışırlar. Bu görüşmeler genellikle haftalık veya iki haftada bir gerçekleşir. Görüşme aralarında da danışan koçuna telefonla veya e-maille ulaşarak destek alabilir. Böyle bir çalışma hedeflere göre 3 ay ile 1 yıl arasında sürebilir.

Hazırlayan
Dost Can DENİZ

www.marefidelis.com

Kaynak: Pazarlamadünyası.com

Not: “Koçluk” kavramı ile ilgilenenler İlgi Coaching ile ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz Koçluk Nasıl Algılanıyor?başlıklı araştırmamızı inceleyebilir.

23.09.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , , , , | Kişisel Gelişim | yorumsuz

Mustafa Hakkında Çok Şey!…

Herkesin günün birinde bugüne kadar neler yaptığı ile ilgili bir değerlendirme yaptığı olur. Bu yazı da benim yaklaşık 16 yıllık iş hayatım ile ilgili  değerlendirmeyi (tabii ki biraz kişisel)  kapsıyor.  Uzun zamandır yazmayı düşünüyor ve kafamda kurguluyordum. Gün bugünmüş.

Otelcilik ve turizm meslek lisesi mezunusun, üniversitede hangi bölümü seçersin?…

Sene 1994. O zamanlar üniversite iki basamaklı. Dershanede ki danışman, Halkla İlişkiler ve Tanıtımdiye bir bölümden bahsediyor. İlk defa duyuyorum. Ama bana söylediği şu “Otelcilik mezunusun, bu bölümle onu birleştirirsen daha kolay iş bulabilirsin”. Ve bu doğrultuda 4’üncü sırada yazılan bu bölüm ve bu bölümü kazanmakla başladı her şey… İyi mi oldu? Halimden memnunum…

Anket yapar mısın?…

Aslında her şey Noyan Ergül’ün (Şuan kurucusu olduğu Zen Halkla İlişkiler‘de çalışma hayatını sürdürüyor) “Anket yapar mısın?” sorusuyla başladı. Üniversiteye girdiğimin ilk günlerinde tanışmıştım Noyan’la. Ve o dostluğumuz iş arkadaşlığını da beraberinde getirmişti.  O soru ile Diyojen ile tanıştım. Diyojen, iletişim fakültesinde akademisyenken ayrılan Ali Gizer ve Sinan Dirlik tarafından kurulan bir araştırma şirketiydi.


Adidas (Yıllar sonra Adidas için yaptığımız araştırmaları kurum içinde kullanan ve şu an On İletişim’i yöneten İpek Özgüden Özer ile tanışmak ve zaman zaman sohbet etmek de ayrı bir zevk.) için yapılan “Taraftar Profili Araştırması”nın bir anketörü olarak Diyojen’e girişim ve orada çalışmam 5 yıla yakın sürdü. Anketör, alan koordinatörü, sosyal araştırmalar asistanı, proje yönetmeni ve koordinatör olarak Diyojen’de çok şey yaşadım ve benim kariyerimin oluşmasında en büyük katkıyı yapan yer oldu.

Diyojen benim için bir okuldu…

Ali Gizer ve Noyan Ergül ile beraber Diyojen’de pek çok sosyal, siyasal ve pazarlama araştırmasına imza attık.

“Adidas Streetball Challange 1996 – Katılımcı, İzleyici Profili Araştırması”, “Kids and Teenagers Omnibus”, “Türkiye’nin Refahı, Refah’ın Türkiye’si”, “Bayan Giyiminde Tüketim Alışkanlıkları ve Beklentileri”, “Türkiye’de Televizyon Yayıncılığı” “Beyoğlu Belediye Başkan Adaylarından Beklentiler” ve “Tunceli Seçmenin Milletvekili Adaylarından Beklentileri, Aradığı Özellikler ve Adayın Parti Tercihine Etkileri” araştırmaları şu an ilk aklıma gelenler. Her birini çok zevk alarak ve çok şey öğrenerek hayata geçirdik. Bazısında oldukça fazla yorulduk. : )

Diyojen içinde gerçekleştirilen, CIDC Insight (Center for Intercultural Dialogue and Coopertion) isimli dergi çalışması ile RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması) çalışmalarından ayrıca bahsetmek isterim.

CIDC, bir Portekizli’nin Türkiye’deki yabancılar, diplomatlar, akademisyenler için hayata geçirmek üzere bize ulaştığı bir dergi projesiydi. 20 – 25 gazeteyi günlük olarak takip edip, Türkiye’deki gündemi ortaya koymaya çalışan dergiyi 4 ay boyunca biz hazırladık. Projenin benim için 2 önemi var diyebilirim. Birincisi Refah-Yol hükümetinin başta olduğu ve 28 Şubat ile son bulan sürecin en sıcak 4 ayını farklı görüşteki gazetelerden inceleme fırsatı yakalamamdı. İletişim fakültesinde bize okutulanlar ile medya dünyasının aynı olmadığını ve medya dünyasının bize ne şekilde hükmetmeye çalıştığını çok net gördüm.

CIDC projesi ile farklı kültürlerden pek çok kişi ile çalışma imkanı yakalamak da oldukça ilginç bir deneyimdi. Çünkü proje içinde bizim dışımızda 1 Portekizli, 1 Anzak ve 1 Japon vardı. Kültür değiştikçe insanların çalışma şeklinin ve hayata bakışının nasıl değiştiğini görmek açısından güzel bir deneyimdi. Bu arada üniversiteden de hocamız olan Prof. Dr. Nilüfer Narlı ile beraber çalışmak da ayrı bir tattı.

RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması), radyo dinleyicilerinin genel profillerini belirleyerek, radyoculara her zaman ihtiyaç duyabilecekleri, dinleyicileri ile ilgili temel bilgileri temin etmeleri amacıyla aylık olarak gerçekleştirdiğimiz bir çalışmaydı. Radyoların en popüler olduğu bu dönemde yaptığımız bu çalışma ile radyoların ölçümlenmesi noktasında ilk adımların atılmasında yer almak bizim için çok önemliydi. Ayrıca radyo camiasını tanımak açısından da güzel bir tecrübeydi.

Ali Gize’in kariyer yolculuğumdaki rolü büyük…

Hayatımda gördüğüm en mütevazi insanlardan biridir, Ali Gizer. Ali Gizer’den araştırmanın yanında bilginin değerini, kendimi nasıl geliştireceğimi, insanlarla iletişimi ve pek çok şeyi öğrendim. Bize ağabeylik dışında, hayat öğretmenliği de yapan Ali Gizer’e kariyerimde açtığı yol için minnettarım.

Aktif Dağıtım, GüncelVeri ve Yusuf Köse…

Ali Gizer’in askere gitmesinden kısa bir süre sonra Noyan ile beraber, gençliğimizin ateşine kapılıp Diyojen’in kapısına kilit vurduktan kısa bir süre sonra Aktif Dağıtım (Şimdiki ismi ile Aktif İleti) ile yollarım kesişti.

Aktif Dağıtım’ın “Araştırma Uzmanı” pozisyonu için görüşme yaparken şirketin genel müdürü Yusuf Köse’nin dağıtım sırasında teslimat yapılan kişilerle küçük anket çalışmaları yapma fikri üzerine, başvurduğum pozisyonun yönü değişmiş oldu.

Aktif Dağıtım bünyesinde teslimat sırasında anket uygulamasının (önce GİK (Gönderi İzleme Kartı) ile sonra el terminalleriyle) altyapısını hazırladıktan sonra GüncelVeri isimli araştırma şirketi kuruldu. Ve benimle başlayan sürece yeni çalışma arkadaşlarım katıldı. GüncelVeri’de el terminalleri ile hem araştırma çalışmaları yaparken hem de doğrudan pazarlamaya hizmet edecek veri bankası oluşturma çalışmalarımız devam etti. Bu süreçte ayrıca “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2001”, “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2000” ve “Aktif Dağıtım Müşteri Memnuniyeti” araştırmalarına imza attım.

Yaklaşık 1,5 yılımı geçirdiğim Aktif Dağıtım ve GüncelVeri’de bilişim teknolojilerini, internet dünyasını ve bu dünyanın hayatımızı nasıl etkilediğini gördüğüm bir dönem yaşadım. Buna bir de Yusuf Köse’nin liderlik, yenilikçilik, insan ilişkileri, girişimcilik, teknoloji konularındaki yaklaşımı eklendiğinde Diyojen ile başlayan gelişim sürecime çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Askerlik günleri…

Ankara ve Kars’da geçen askerliğim zor kış şartlarına rağmen neler yapmak istediğim konusunda düşünmem için güzel bir ortam yarattı. Yedek subaylığın rahatlığıyla bol bol okuyor, yazılar yazıyordum. Hatta askerlik sürecimde iki araştırma raporunu yazacak kadar iş hayatının içindeydim diyebilirim. Askerliğin ülke şartlarını tanıma, doğudaki hayatı görme anlamında da katkılarını yok sayamam.

Zor Bir Genel Müdür Ömer Faruk Sezgin…

Ajans Press ve Clear Channel’da olmak üzere 2 kez Ömer Faruk Sezgin ile beraber çalışma fırsatı yakaladım. Çoğu kişi için zor ve bir o kadar da yıpratıcı olarak nitelendirilen bir genel müdürdü kendisi. Ancak benim için ayrı bir yeri var. Strateji, kalite, taktik, personel yönetimi, müşteri ilişkileri kavramlarının iş hayatı içinde nasıl işlediğini Ömer Faruk Sezgin sayesinde kavradım diyebilirim.


Pazarlamadünyası.com
nasıl doğdu?…

Ajans Press’deki son günlerimde domainini almamla başladı her şey. Sonrasında Clear Channel’da pazarlama müdürlüğüm sırasında web sitemizi yaptırdığımız PBS Bilişim Danışmanlık ile tanışmamdan sonra projeyi hayata geçirmek için 2005 yılında çalışmalara başladık. Ve 2005 yılının Aralık ayında yayına girdik. O tarihten bu yana pazarlama ve pazarlama iletişimi ile ilgili yayıncılık yapmaya devam ediyorum.

Pazarlamadünyası.com, hem çok şanslı hem de çok şansız bir portal oldu. Kurulduğundan yaklaşık 1 yıl sonra tasarımının ne kadar kötü olduğunu gördüm. Ve yenilemek için bu zamana kadar 3 – 4 farklı ajans tasarımını yenilemek için destek olmak istedi. Hepsi ile çalışmalar kısmen başlamış olsa bile, bu şirketlerin hepsine danışman olarak destek vermeye başladıktan sonra bir türlü tasarım tamamlanamadı. Hep destek verilmek istenen ama hiçbir zaman son bulmayan çalışmalar Pazarlamadünyası.com’u hem şanslı hem de şansız kılıyor.


Şu an için şunu söyleyebilirim; Pazarlamadünyası.com’un tasarımı Hiperaktif DotCom Agency tarafından tamamlanmış durumda. Altyapısal değişiklikler ve yenilemeler ile PBS çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor. Büyük bir aksilik olmazsa Ekim ayı sonuna kadar yenilikleriyle ve yeni tasarımıyla Pazarlamadünyası.com yayında olacak. Yine pazarlama ile ilgili pek çok konuğu ve konuyu takipçilerine sunmaya devam edecek.

Her şirketten bir şeyler kazandım…

1994′ün sonlarında pazarlama araştırmaları ile başladığı pazarlama kariyerimde; uzman, yönetici ve danışman olarak birçok şirkette çalıştım. Diyojen, Güncel Veri, International Service Check, Vodaco Agency, On8 İletişim, Clear Channel, Aida İletişim, Referans Noktası, Kurumsal Gelişim Enstitüsü, Enera Danışmanlık, Ajans Press, PBS Bilişim Danışmanlık, Bilişim Eğitim Merkezi ilk aklıma gelenler. Hepsinde görev alırken pek çok kişi tanıdım ve hepsinden çok şey öğrendim. Ve öğrenmeye devam ediyorum.

Ancak iş yaşamımı Ali Gizer, Yusuf Köse ve Ömer Faruk Sezgin şekillendirdi denilebilir. Ali Gizer, bilgi tohumlarını ve bilgiye ne şekilde ulaşabileceğimin kanallarını açarken, Yusuf Köse ile bilişim teknolojilerinin  iş hayatındaki önemini ve bu teknolojileri iş hayatımda nasıl kullanabileceğimi, Ömer Faruk Sezgin ile ise bu öğrendiklerimden stratejik olarak nasıl yararlanacağımı ve bunlardan nasıl bir rekabet üstünlüğü sağlayabileceğimi öğrendim.

Bu üç insan dışında hem iş hem de özel yaşamımda fikirlerinden yararlandığım; Rana Özşeker’e, Yılmaz Altun’a, Korhan Akaydın’a, Mehmet Subaşı’ya, Dilek Yıldırım Akgün’e,  Özkan Kaymak’a, Sinan Torunoğlu’na, Metin Karaşahin’e, Dr. Başar Öztayşi‘ye ve ismini sayamadığım tüm güzel insanlara ayrı ayrı teşekkür etmek isterim.

Keşkeler…

İki konuda hep keşke dedim. Belki birindeki keşkeyi imkan bulursam kaldıracağım. Ne bunlar;

  1. RADAR’ın 12’ye yakın abonesi varken ve bunun dışında araştırma işlerimiz de varken; gençliğimizin tecrübesizliği ile Noyan Ergül ile beraber Diyojen’in kapısına keşke kilit vurmasaydık.
  2. 1998’de başladığım, derslerini verdiğim ve tez aşamasına geldiğim “Halkla İlişkiler ve Tanıtım” alanındaki yüksek lisansımı keşke tamamlasaydım. İki kere aftan yararlanmama rağmen işlerin yoğunluğundan tamamlayamadığım tezim hep içimde bir burukluk yaratıyor. Sanırım bir af çıkıyor. Bu sefer tezimi tamamlayacağım…

Şimdi neler yapıyorum?…

  1. Pazarlamadünyası.com’u yeni tasarımıyla beraber daha güçlü hale getirmek için çalışıyorum.
  2. Firmalara / markalara ajans (reklam ajansı, PR ajansı, interaktif ajans, vb.) seçimlerinde danışmanlık yapıyorum.
  3. İnandığım ve beraber çalışabileceğim firmalara pazarlama ve iş geliştirme alanında destek oluyorum.
  4. Çeşitli web projelerine ve araştırma çalışmalarına dışarıdan katkı sağlıyorum.
  5. Kendime ait web projeleri üzerinde çalışıyorum.
  6. Pazarlama, dijital pazarlama, sosyal medya, halkla ilişkiler, reklam, dijital trendler, marka, kişisel gelişim ve araştırma konularına kafa yoruyorum.

Bunların dışında Uluslararası Reklamcılık Derneği (IAA) Genç Profesyoneller Grubu’nun aktif bir üyesiyim.  İstanbul İletişim Fakültesi Mezunlar Derneği (İSTİM)’in yönetim kurulu üyesiyim.  Ayrıca çok aktif olmasam da Türkiye Bilişim Derneği (TBD)’nin üyelerinden biriyim.

Zevkler, renkler ve hayat…

Ben bir dayıyım. Yeğenlerim Aslı ve Umut ile vakit geçirmekten büyük bir zevk alıyorum. Bazen en bitkin anımda onları görünce sanki yeniden canlanıyorum.

Çok geniş bir kütüphanem var. İş kitapları dışında sosyoloji, psikoloji, siyasal iletişim alanındaki kitapları okuyorum. Şiir, oyun ve öykü kitaplarımın yeri tabii ki ayrı. Ayrıca bir aforizma tutkunuyum. 3 – 4 kelime ile insanın içine saplanan ve insanı düşünmeye sevk eden cümleleri seviyorum.

Ve yazıyorum. 1989’den bugüne kadar yaşadıklarımla ilgili notlar tutuyorum. İlerde bunlara biraz da kurmaca ekleyerek romanlaştırmayı düşünüyorum. Bunu ne zaman yaparım hiçbir fikrim yok. Ancak yaklaşık 2 yıl önce başladığım, iş hayatını ele alan bir roman üzerinde çalışıyorum. Hayat istediğim gibi akar ise 2012 yılında bunu bitirtmeyi planlıyorum.

Bunların dışında dostlarımla vakit geçirmek, yeni mekanlar keşfetmek, bazen hüzünlenmek, bazen sevinmek, müzik dinlemek  en çok zevk aldığım şeyler.

Ve hayatın bana sunduğu bir şans olan Tutku Yamak. Hayatımın anlamı; aşkım, dostum, her şeyim. Ve iş hayatımdaki en büyük destekçim.

İyi ki hayatımda ve ilk seferinde başarısızlık yaşadığım “evlilik” kavramını O’nunla hayata geçirmeyi planlıyorum. Planlar hayat bulunca hepinizle paylaşıyor olacağım. :)

Son söz…

“Doğuştan gelmeyen tek yetenek, istemektir. Olmak istemek, iyi olmak istemek, en iyi olmak istemek. Sahip olabileceğin en önemli yetenek budur.” (Paul Arden)

Not: Oldukça uzun oldu ama içimden böyle geldi. Yazıyı yazmama teşvik eden Tutku’ma ayrıca teşekkür ederim.

31.08.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , , , , , , , , , , , | Kişisel, Kişisel Gelişim, Pazarlama | 1 yorum

Kendi Markanız Olun

“Kendi Markanız Olun” isimli kitap; kişisel bir kaynak olarak bireylere düşüncelerini ve davranışlarını profesyonel ve kişisel yaşamlarının her alanında önemli ve farklı ilişkiler kurmalarına, iş kaynağı olarak ise çalışanların kurumlarının marka stratejilerin daha iyi anlamasına ve davranışlarını bununla daha etkili bir uyum içine sokmasına yardım ediyor.

David McNally & Karl D. Speak tarafından yazılan kitap; ilk olarak marka kavramını ele alarak güçlü bir markanın nasıl sistemli bir şekilde edilip yönetileceğini ele alıyor. Sonrasında  marka yönetiminin temel ilkelerinin kişisel uygulamaları ve şirketlerin temel misyonlarından kopmadan markalarını dönüştürdükleriyle ilgili ayrıntılar sunuluyor. Son olarak ise bu marka yönetim tekniklerinin sizin kendi kişisel ve profesyonel ilişkilerinize nasıl uygulanacağını ele alıyor.

Değerleri netleştirmek, anlamak ve onlara göre hareket etmenin güçlü bir kişisel marka yaratmanın temel öğelerinden biri olduğunu ön plana çıkarak kitap; kişisel markayı; “yeterlilikler”, “standartlar” ve “stil”den oluşan üç boyutlu bir modelde değerlendiriyor. Kişisel markanın bu model çerçevesinde oluşturulma sürecinde “farklı”, “alakalı” ve “tutarlı” olma gerekliliği de kitapta ayrıntılı olarak okuyucuya sunuluyor.

Kitaptan İnciler…

  • Marka bir ilişkidir. Bir açıklama değil. Yansıtılan imaj, renkli ambalaj, çekici sloganlar veya yapay bir madde katarak içindeki şeyin gerçek doğasını saklamak değildir.
  • Başarı, dünyanın sizin için tanımlayabileceği bir şey değildir. Sizin değer ve isteklerinize bağlı olarak tanımladığınız şeydir.
  • Herkesin zaten markası vardır. Markanız –yaptığınız şeylerle ve bunları yapma şeklinizle açık olarak dışa vurduğunuz- kim olduğunuz ve neye inandığınızın bir yansımasıdır.
  • İnsanların güçlü bir şekilde bizim kişisel markamıza bağlanabilmesi için akılları kadar kalpleri de işin içinde olmak zorundadır. Nitelik ve nicelik ölçüleri ne kadar olumlu olursa, ilişki o kadar güçlü olacaktır.
  • Farklı olmanın ne anlama geldiğini doğru olarak anlamak, sadece değişik olmaktan çok daha fazlasını gerektirdiğini öğrenmektir.
  • Alaka oluşturmak “geriye doğru düşünmek” dediğimiz bir yeteneği gerektirir. Diğerleri için değerli görülmek istiyorsanız, dünyanızdan onların dünyasına geçmelisiniz.
  • Bir ilişkide tutarlılık davranışın güvenilir olmasıyla oluşturulur. Eğer tutarlı bir şekilde güvenilir davranışlar tecrübe ederlerse insanlar zamanla size güvenebileceklerini öğrenirler.
  • Güçlü bir kişisel marka oluşturmak için işe, sahip olmayı planladığınız anahtar ilişkilerin doğasını tanımlayarak başlayın.
  • Stil, markanızın kişiliğidir. Bu, standartlarınızın daha nesnel özelliklerinin öznel karşıtıdır, sizi başka bir kişinin nezdinde özel olarak siz yapan parçadır.
  • Güçlü bir marka olmanın herkese hitap etme anlamına gelmediğini anlamak önemlidir ve hatta belki biraz rahatlatıcıdır.
  • Kim olduğunuza ve ne tür ilişkilerin sizin için önemli olduğuna karar verirseniz, daha sonra bu vizyona ve değerlere uygun olarak davranırsanız kendinize karşı daha dürüst olursunuz.

Kimler Okumalı?…

“Kendi Markanız Olun” isimli kitabı; kişisel markanın sadece imaja dayalı bir kavramdan öte kişinin kendi değerleri ve bu değerler çerçevesinde oluşturduğu davranış bütünlüğünü de içine alan derin bir kavram olduğunu anlamak isteyen ve kişisel gelişimine önem veren herkesin okumasında yarar var.

Ayrıca genel olarak marka kavramını ve işleyişini anlamak isteyenler için de yararlı bir kaynak.

Bu Kitapla Beraber Ne Okuyalım?…

Kaynak: Pazarlamadünyası.com

29.08.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , | Kitaplar, Kişisel Gelişim, Marka | 1 yorum

Kişisel Marka

Kişisel markaKişisel marka nedir?

Kişisel marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine/müşterisine/çevresine verdiği mesaj, yarattığı algı, benzersiz yanlarını ortaya çıkaran fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlamasıdır. Kişisel marka, kişinin kendine biçtiği değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlesinin kişinin değerini anlamasını kolaylaştırır.

Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve bunu profesyonel yaşamınıza aktarmayı başarmak diyebiliriz.

Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşıyacaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artacak. Gelecek için çalışmaktır, kişisel marka. Sosyal medyanın güçlenmesini, kişilerin kendilerini daha görünür yapma istekleri de sağlamaktadır.

Kişisel markanın bileşenleri nelerdir? Kişinin sahip olması gereken özellikler nelerdir?

Kişisel marka olmak için “BEN”i iyi tanımak, net tanımlamak ve “BEN”i en anlaşılır ve iz bırakan şekilde sunmak gerekiyor. Kurum/ürün marka çalışması ile benzerlik taşısa da çok farklı değerler taşımaktadır. Kişi ve hedef kitlesi markanın bileşenlerini oluşturuyor. Kişilik özellikleri, kişinin kendisi ile ilgili inançları ve değerleri “BEN”i nasıl tanımlayacağımızı ortaya çıkartıyor.

20.01.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , | Kişisel Gelişim, Marka, Pazarlama | yorumsuz