Mustafa Duran

Pazarlama üzerine sayıklamalar…

Yönetim Odasında Savaş

Sol beyinli yöneticiler, sağ beyinli pazarlamacılara karşı!

Yönetim ve pazarlama arasındaki savaşları zengin marka ve şirket örnekleriyle “Yönetim Odasında Savaş” isimli kitaplarıyla ele alan Al Ries ve Laura Ries; çözümün ne düşündüğümüzle değil, nasıl düşündüğümüzle ilgili olduğunun kapılarını aralıyor.

Sol beyinli, yani sözel ifadesi güçlü, mantıklı ve analitik yönetim ile sağ beyinli, yani görsel ifadesi, sezgileri ve bütünü algılayışı güçlü pazarlama arasındaki savaşı gözler önüne seren “Yönetim Odasında Savaş” isimli kitap; yönetimin pazarlamayı, pazarlamanın da yönetimi anlamasına yardım ediyor.

Al Ries ve Laura Ries “Yönetim Odasında Savaş” isimli kitaplarında,  yönetim ve pazarlama arasındaki bakış farklılıkları ile ilgili tespitleri yaparken Pepsi, Coca-Cola, Sony, Kraft, Toyota, Nike, Starbucks, Marlboro, Apple, Microsoft gibi pek çok marka ile ilgili örneklere de yer veriyorlar. Al Ries ve Laura Ries’in yönetim ve pazarlama arasındaki bakış farklılıkları ile ilgili tespitleri aşağıda yer alıyor.

  • Yönetim gerçeği esas alır. Pazarlama algıyı esas alır.
  • Yönetim ürün üzerinde yoğunlaşır. Pazarlama marka üzerinde yoğunlaşır.
  • Yönetim markayı sahiplenmek ister. Pazarlama kategoriyi sahiplenmek ister.
  • Yönetim daha iyi ürünler ister. Pazarlama farklı ürünler ister.
  • Yönetim geniş ürün gamından yana. Pazarlama dar ürün gamından yana.
  • Yönetim markayı genişletmeye çalışır. Pazarlama markayı daraltmaya çalışır.
  • Yönetim “tetikleyici” olmaya uğraşır. Pazarlama “akılda ilk yer eden” olmaya uğraşır.
  • Yönetim “büyük yankı”lı bir kalkış bekler. Pazarlama yavaş bir yükselme bekler.
  • Yönetim pazarın merkezini hedefler. Pazarlama iki uçtan birini hedefler.
  • Yönetim her şeye sahip olmak ister. Pazarlama bir sözcüğe sahip olmak ister.
  • Yönetim sözel soyutlamalarla uğraşır. Pazarlama görsel çekiçlerle uğraşır.
  • Yönetim tek bir markayı tercih eder. Pazarlama birden fazla markayı tercih eder.
  • Yönetim zekaya değer verir. Pazarlama ayırıcı özelliğe değer verir.
  • Yönetim çift markalamaya inanır. Pazarlama tek markalamaya inanır.
  • Yönetim sürekli büyümenin planlarını yapar. Pazarlama pazar olgunluğunun planlarını yapar.
  • Yönetim yeni kategorileri öldürme eğiliminde. Pazarlama yeni kategoriler yaratma eğiliminde.
  • Yönetim iletişim ister. Pazarlama konumlandırma ister.
  • Yönetim müşterileri hayat boyu ister. Pazarlamaya kısa süreli bir kaçamak yeter.
  • Yönetim kuponları ve indirimleri sever. Pazarlama bunlardan nefret eder.
  • Yönetim rakipleri taklit etmeye çalışır. Pazarlama karşıt olmaya çalışır.
  • Yönetim isim değişikliğinden nefret eder. Pazarlama isim değişikliğini genelde hoş karşılar.
  • Yönetim sürekli yeniliğe meyilli. Pazarlama bir tanesiyle mutlu.
  • Yönetim multimedyaya bayılır. Pazarlama bundan pek emin değildir.
  • Yönetim kısa vadeye odaklanır. Pazarlama uzun vadeye odaklanır.
  • Yönetim, sağduyuya güvenir. Pazarlama, pazarlama duyusuna güvenir.

Kitaptan İnciler…

  • Umudumuz odur ki, yöneticiler, pazarlamanın ilkelerini, özellikle de sağduyu ile pazarlama duyusu arasındaki farkı daha iyi anlamaya vakit ayırsınlar. Yine umudumuz odur ki, pazarlamacılar, yönetimin,  önerilerini neden çoğunlukla geri çevirdiğini, özellikle de önerileri mantıklı, sözel ve analitik ifadelerle yeniden düzenleme ihtiyacını daha iyi anlamaya vakit ayırsınlar.
  • Girişimciler her zaman sağ beyinlidir. Onlar genellikle “büyük resim” üzerinde yoğunlaşan, çoğunlukla da kısa vadede sıkıntı çeken “hayalci”lerdir.
  • Mantıklı sol beyinli yönetim satış yaratmak ister. Dolayısıyla yönetimin üzerinde durduğu nokta, maliyeti kısmak ve uzmanlık odaklı ürünler üretmektir.
  • Pazarlamacılar için önemli olan bir durumun “gerçekleri” değil gerçekle bağdaşsın veya bağdaşmasın, tüketicilerin zihnindekilerdir.
  • Tüketiciler kategorileri düşünür, ama sıklıkla kategori seçimlerini markalarla ifade ederler.
  • Mükemmel bir dünyada, belki daha iyi olan bir ürün daima kazanırdı. Ama gerçek bu değil.
  • Bir şeye inandığınız zaman, sizin inancınızla çelişen durumlarla karşılaştığınızda genelde yaptığınız, stratejiyi değil de uygulamayı suçlamaktır.
  • Başarılı pek çok marka öncelikle PR teknikleri kullanarak işe yavaş yavaş başlamıştır.
  • Pazarlama tutarlılık ve ayırıcı özellikle ilgilidir.
  • Yeni bir fikrin tüketicilerin aklına yatıp yatmayacağını belirlemenin bir yolu, fikri ters çevirip rakiplere uyup uymadığını görmektir.
  • Markalama, bugünlerde toplantı odalarında o kadar popüler ki, sol beyinli yönetim bu konuda aşırıya kaçma eğiliminde.
  • Yenilik bir pazarlama stratejisi değildir ve sürekli olarak yeni ve yaratıcı ürünler silsilesine bel bağlayan şirketler günün birinde kendilerini büyük sıkıntı içinde bulur.

Kimler Okumalı…

Pazarlamacı olup yönetimi, yönetici olup pazarlamayı anlamak da zorluk çeken herkesin “Yönetim Odasında Savaş” isimli kitabı okumasında fayda var.

“Yönetim Odasında Savaş” isimli kitapta otomotiv sektöründen pek çok örnek bulunmasından dolayı bu sektörde çalışanlar için de hoş bir pazarlama kaynağı.

Bu Kitapla Beraber Ne Okuyalım?…

26.02.2011    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , , , , , , , , , , , , | Kitaplar, Pazarlama | yorumsuz

PR Ajansı mısın Yoksa Paparazzi mi?!?

Son birkaç aydır bir PR ajansından mail kutuma düşen “basın bültenleri” (bunlara basın bülteni demek de ne kadar doğru o da ayrı bir konu) dikkatimi çekiyor. Bir alışveriş merkezi ile ilgili gelen bültenlere baktığımda bu ajansın “paparazzi” olduğuna kanaat getirdim. Karar sizin!…

Bu bültenlerin sahibi olan alışveriş merkezi ne düşünüyor acaba? Medya ilişkilerimizi ne güzel de yapıyor PR ajansımız diyor mudur? Kesin diyordur…

04.02.2011    Gönderen Mustafa Duran | , , , | Halkla İlişkiler, Pazarlama | 2 yorum

Sosyal Medya Tarihi

Sosyal medyanın tarihsel akışını anlatan güzel bir infografik.

History of Social Media

19.11.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , , | Pazarlama, Sosyal Medya, İnteraktif Pazarlama | yorumsuz

Pazarlama: Doğrular Ve Yanlışlar

Yaşamamızın hemen her aşamasına girmiş olan pazarlama, artık mal ve hizmetlerin ötesinde fikirlerin, kişilerin, kurumların, olayların ve mekanların pazarlanmasına kadar genişleyen önemli bir kavram haline gelmiştir.
Peki herkesin ağzında dolaşan, herkesin uzman kesildiği pazarlama nedir?
Amerikan Pazarlama Birliği‘nin tanımına göre pazarlama; ”Bireysel ve kurumsal amaçları tatmin edecek değişimleri sağlamak üzere, ürün, hizmet ve fikirlerin şekillendirilmesi (üretilmesi), fiyatlandırılması, dağıtım ve tutundurulmasını planlama ve uygulama sürecidir.”
Pazarlama Enstitüsü‘ne göre pazarlama; ”Tüketici ihtiyaçların belirlemek, bunları tanımlamak ve karlı bir biçimde tahmin etmekle sorumlu yönetim sürecidir”
Son tanıma baktığımızda yukarıdaki iki tanımın bir bileşkesi olduğu görülmektedir.

Pazarlama, hedef tüketici, müşteri ve toplumun istek ve gereksinimlerini tatmin ederek kar sağlayacak pazarlama bileşenlerinin (ürün / hizmet, fiyat, dağıtım ve tutundurma) planlanması, yönetimi ve denetimi çabalarıdır.


Görüldüğü gibi pazarlama, insanların gereksinimlerini, değişimleri yakalayıp onlar doğrultusunda ürün ve hizmetler oluşturmaktan, hedef kitleye ulaştırılmasına kadar uzanan uygulamaları kapsayan süreçler bütünüdür. O halde pazarlama, üretimden sonra değil, üretimden önce başlayıp üretim sırasında, satış öncesi, satış anı ve satış sonrasında da devam eden bir eylemdir.
Pazarlamaya bu açıdan yaklaştığımızda tüketicinin merkeze yerleştirildiği görülmektedir. Bu aşamada pazarlamaya konu olan şey ürün ve hizmet olmaktan çıkarak, hedef tüketici, müşteri ve toplumun sorunlarının çözümü olmakta, buna karşılık pazarlama yöneticisi (firma, kurum) de çözüm üreten kişi konumuna gelmektedir.
Günümüzde çağdaş pazarlamanın amacı hedef tüketici ve müşterilerin istek ve gereksinimlerini tatmin ederek kar sağlamaktır.

Pazarlama Ne Değildir?

Pazarlama ile ilgili iki yanlış kanı bulunmaktadır. Bu iki yanlış kanı aşağıda ayrıntılı olarak ele alınarak, yukarıda yapılan pazarlama tanımları çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır.

1. Pazarlama Satış Değildir.

Pazarlamanın satış yapma ile aynı olduğu düşüncesi sadece halk arasında yaygın olan bir görüş değil, aynı zamanda bir çok yöneticinin ya da kurumun sahip olduğu bir görüştür.
Satış yapmak, pazarlamanın sadece bir parçasıdır, ancak pazarlama satış yapmaktan daha fazlasını gerektirir. Pazarlamanın görevi yukarıdaki tanımlarda da belirtildiği gibi karşılanmamış ihtiyaçları keşfetmek ve tatmin edici çözümler üreterek kar etmektir.
Pazarlama satış yapmakla aynı olamaz çünkü pazarlama işi, bir ürünün çıkarılmasından çok önce başlar. Satış yapmak ise ancak ürün yaratıldıktan sonra ortaya çıkmaktadır. Pazarlama, ürünün / hizmetin yaşamı boyunca devam eder.
Pazarlama, ürün veya hizmet planlanmasından başlayarak o ürünün / hizmetin ölümüne (pazardan kalkmasına) kadar devam eden eylemler bütünüdür. Satış yapmak bu bütünün sadece bir parçasıdır.

2. Pazarlama Şirketin Bir Bölümü Değildir.

Pazarlama ile ilgili diğer yanlış görüş, pazarlamanın aslında yalnızca şirketin bölümlerinden biri olduğudur. Tabi ki her şirkette pazarlama konusunun ele alındığı ve bu konuda çalışmaların yürütüldüğü bir pazarlama bölümü vardır. Ancak, pazarlama ile ilgili yaklaşımlar ve çalışmalar, şirketin yalnızca bu bölümde ele alınırsa, şirket fena halde tökezleyecektir.
Şirketin herhangi bir bölümü müşterilere iyi veya kötü davranabilir ve onların şirkete olan ilgilerinin olumlu ya da olumsuz yönde değişmesine neden olabilirler. Şirketin herhangi bir bölümü müşteriyi memnun etme ilkesi ile çalışmadığı zaman olumsuz durumlarla karşılaşılabilir.
Müşterinin merkeze yerleştirildiği günümüzde, “müşteri üretme ve müşteriyi memnun etme” işi sadece pazarlama bölümüne ait bir kavram değildir. Günümüzün çağdaş şirketleri bütün bölümlerinin müşteri merkezli yaklaşımla olmasa da, müşteri memnuniyetine yönelik bir yaklaşımla hareket etmelerin sağlamaya çalışmaktadır.
Müşterinin bu kadar önem kazandığı günümüzde pazarlamanın şirketin sadece bir bölümü şeklinde ifade edilmesi mümkün değildir. Günümüzde tüm bölümler pazarlamanın bir parçası olarak hareket etmek zorundadır.

Sonuç

”Pazarlama nedir, ne değildir?” sorusuna yanıt arayarak, pazarlama hakkındaki yanlış olan kanıları yok etmeye çalıştık.
Pazarlamayı satışa yönelik stratejiler olarak algılanmasının, müşteri memnuniyetinin ana amaç olduğu günümüzde ne kadar yanlış bir düşünce olduğu akıllardan çıkarılmamalı ve pazarlama stratejileri oluştururken de buna dikkat edilmelidir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1. Göksel, Bülent, Kocabaş, Füsun ve Elden, Müge (1997), Pazarlama İletişimi Açısından Halkla İlişkiler ve Reklam, Yayınevi Yayıncılık, İstanbul.
2. Kocabaş, Füsün, Elden, Müge ve Çelebi, Serra İnci (2000), Marketing P.R., MadiaCat Yayınları, Ankara.
3. Kotler, Philip (2000), Kotler ve Pazarlama, Sistem Yayınları, İstanbul.
Görsel: About FreeDigitalPhotos.net

11.11.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , | Kavramlarla Pazarlama, Pazarlama | yorumsuz

Mustafa Hakkında Çok Şey!…

Herkesin günün birinde bugüne kadar neler yaptığı ile ilgili bir değerlendirme yaptığı olur. Bu yazı da benim yaklaşık 16 yıllık iş hayatım ile ilgili  değerlendirmeyi (tabii ki biraz kişisel)  kapsıyor.  Uzun zamandır yazmayı düşünüyor ve kafamda kurguluyordum. Gün bugünmüş.

Otelcilik ve turizm meslek lisesi mezunusun, üniversitede hangi bölümü seçersin?…

Sene 1994. O zamanlar üniversite iki basamaklı. Dershanede ki danışman, Halkla İlişkiler ve Tanıtımdiye bir bölümden bahsediyor. İlk defa duyuyorum. Ama bana söylediği şu “Otelcilik mezunusun, bu bölümle onu birleştirirsen daha kolay iş bulabilirsin”. Ve bu doğrultuda 4’üncü sırada yazılan bu bölüm ve bu bölümü kazanmakla başladı her şey… İyi mi oldu? Halimden memnunum…

Anket yapar mısın?…

Aslında her şey Noyan Ergül’ün (Şuan kurucusu olduğu Zen Halkla İlişkiler‘de çalışma hayatını sürdürüyor) “Anket yapar mısın?” sorusuyla başladı. Üniversiteye girdiğimin ilk günlerinde tanışmıştım Noyan’la. Ve o dostluğumuz iş arkadaşlığını da beraberinde getirmişti.  O soru ile Diyojen ile tanıştım. Diyojen, iletişim fakültesinde akademisyenken ayrılan Ali Gizer ve Sinan Dirlik tarafından kurulan bir araştırma şirketiydi.


Adidas (Yıllar sonra Adidas için yaptığımız araştırmaları kurum içinde kullanan ve şu an On İletişim’i yöneten İpek Özgüden Özer ile tanışmak ve zaman zaman sohbet etmek de ayrı bir zevk.) için yapılan “Taraftar Profili Araştırması”nın bir anketörü olarak Diyojen’e girişim ve orada çalışmam 5 yıla yakın sürdü. Anketör, alan koordinatörü, sosyal araştırmalar asistanı, proje yönetmeni ve koordinatör olarak Diyojen’de çok şey yaşadım ve benim kariyerimin oluşmasında en büyük katkıyı yapan yer oldu.

Diyojen benim için bir okuldu…

Ali Gizer ve Noyan Ergül ile beraber Diyojen’de pek çok sosyal, siyasal ve pazarlama araştırmasına imza attık.

“Adidas Streetball Challange 1996 – Katılımcı, İzleyici Profili Araştırması”, “Kids and Teenagers Omnibus”, “Türkiye’nin Refahı, Refah’ın Türkiye’si”, “Bayan Giyiminde Tüketim Alışkanlıkları ve Beklentileri”, “Türkiye’de Televizyon Yayıncılığı” “Beyoğlu Belediye Başkan Adaylarından Beklentiler” ve “Tunceli Seçmenin Milletvekili Adaylarından Beklentileri, Aradığı Özellikler ve Adayın Parti Tercihine Etkileri” araştırmaları şu an ilk aklıma gelenler. Her birini çok zevk alarak ve çok şey öğrenerek hayata geçirdik. Bazısında oldukça fazla yorulduk. : )

Diyojen içinde gerçekleştirilen, CIDC Insight (Center for Intercultural Dialogue and Coopertion) isimli dergi çalışması ile RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması) çalışmalarından ayrıca bahsetmek isterim.

CIDC, bir Portekizli’nin Türkiye’deki yabancılar, diplomatlar, akademisyenler için hayata geçirmek üzere bize ulaştığı bir dergi projesiydi. 20 – 25 gazeteyi günlük olarak takip edip, Türkiye’deki gündemi ortaya koymaya çalışan dergiyi 4 ay boyunca biz hazırladık. Projenin benim için 2 önemi var diyebilirim. Birincisi Refah-Yol hükümetinin başta olduğu ve 28 Şubat ile son bulan sürecin en sıcak 4 ayını farklı görüşteki gazetelerden inceleme fırsatı yakalamamdı. İletişim fakültesinde bize okutulanlar ile medya dünyasının aynı olmadığını ve medya dünyasının bize ne şekilde hükmetmeye çalıştığını çok net gördüm.

CIDC projesi ile farklı kültürlerden pek çok kişi ile çalışma imkanı yakalamak da oldukça ilginç bir deneyimdi. Çünkü proje içinde bizim dışımızda 1 Portekizli, 1 Anzak ve 1 Japon vardı. Kültür değiştikçe insanların çalışma şeklinin ve hayata bakışının nasıl değiştiğini görmek açısından güzel bir deneyimdi. Bu arada üniversiteden de hocamız olan Prof. Dr. Nilüfer Narlı ile beraber çalışmak da ayrı bir tattı.

RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması), radyo dinleyicilerinin genel profillerini belirleyerek, radyoculara her zaman ihtiyaç duyabilecekleri, dinleyicileri ile ilgili temel bilgileri temin etmeleri amacıyla aylık olarak gerçekleştirdiğimiz bir çalışmaydı. Radyoların en popüler olduğu bu dönemde yaptığımız bu çalışma ile radyoların ölçümlenmesi noktasında ilk adımların atılmasında yer almak bizim için çok önemliydi. Ayrıca radyo camiasını tanımak açısından da güzel bir tecrübeydi.

Ali Gize’in kariyer yolculuğumdaki rolü büyük…

Hayatımda gördüğüm en mütevazi insanlardan biridir, Ali Gizer. Ali Gizer’den araştırmanın yanında bilginin değerini, kendimi nasıl geliştireceğimi, insanlarla iletişimi ve pek çok şeyi öğrendim. Bize ağabeylik dışında, hayat öğretmenliği de yapan Ali Gizer’e kariyerimde açtığı yol için minnettarım.

Aktif Dağıtım, GüncelVeri ve Yusuf Köse…

Ali Gizer’in askere gitmesinden kısa bir süre sonra Noyan ile beraber, gençliğimizin ateşine kapılıp Diyojen’in kapısına kilit vurduktan kısa bir süre sonra Aktif Dağıtım (Şimdiki ismi ile Aktif İleti) ile yollarım kesişti.

Aktif Dağıtım’ın “Araştırma Uzmanı” pozisyonu için görüşme yaparken şirketin genel müdürü Yusuf Köse’nin dağıtım sırasında teslimat yapılan kişilerle küçük anket çalışmaları yapma fikri üzerine, başvurduğum pozisyonun yönü değişmiş oldu.

Aktif Dağıtım bünyesinde teslimat sırasında anket uygulamasının (önce GİK (Gönderi İzleme Kartı) ile sonra el terminalleriyle) altyapısını hazırladıktan sonra GüncelVeri isimli araştırma şirketi kuruldu. Ve benimle başlayan sürece yeni çalışma arkadaşlarım katıldı. GüncelVeri’de el terminalleri ile hem araştırma çalışmaları yaparken hem de doğrudan pazarlamaya hizmet edecek veri bankası oluşturma çalışmalarımız devam etti. Bu süreçte ayrıca “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2001”, “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2000” ve “Aktif Dağıtım Müşteri Memnuniyeti” araştırmalarına imza attım.

Yaklaşık 1,5 yılımı geçirdiğim Aktif Dağıtım ve GüncelVeri’de bilişim teknolojilerini, internet dünyasını ve bu dünyanın hayatımızı nasıl etkilediğini gördüğüm bir dönem yaşadım. Buna bir de Yusuf Köse’nin liderlik, yenilikçilik, insan ilişkileri, girişimcilik, teknoloji konularındaki yaklaşımı eklendiğinde Diyojen ile başlayan gelişim sürecime çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Askerlik günleri…

Ankara ve Kars’da geçen askerliğim zor kış şartlarına rağmen neler yapmak istediğim konusunda düşünmem için güzel bir ortam yarattı. Yedek subaylığın rahatlığıyla bol bol okuyor, yazılar yazıyordum. Hatta askerlik sürecimde iki araştırma raporunu yazacak kadar iş hayatının içindeydim diyebilirim. Askerliğin ülke şartlarını tanıma, doğudaki hayatı görme anlamında da katkılarını yok sayamam.

Zor Bir Genel Müdür Ömer Faruk Sezgin…

Ajans Press ve Clear Channel’da olmak üzere 2 kez Ömer Faruk Sezgin ile beraber çalışma fırsatı yakaladım. Çoğu kişi için zor ve bir o kadar da yıpratıcı olarak nitelendirilen bir genel müdürdü kendisi. Ancak benim için ayrı bir yeri var. Strateji, kalite, taktik, personel yönetimi, müşteri ilişkileri kavramlarının iş hayatı içinde nasıl işlediğini Ömer Faruk Sezgin sayesinde kavradım diyebilirim.


Pazarlamadünyası.com
nasıl doğdu?…

Ajans Press’deki son günlerimde domainini almamla başladı her şey. Sonrasında Clear Channel’da pazarlama müdürlüğüm sırasında web sitemizi yaptırdığımız PBS Bilişim Danışmanlık ile tanışmamdan sonra projeyi hayata geçirmek için 2005 yılında çalışmalara başladık. Ve 2005 yılının Aralık ayında yayına girdik. O tarihten bu yana pazarlama ve pazarlama iletişimi ile ilgili yayıncılık yapmaya devam ediyorum.

Pazarlamadünyası.com, hem çok şanslı hem de çok şansız bir portal oldu. Kurulduğundan yaklaşık 1 yıl sonra tasarımının ne kadar kötü olduğunu gördüm. Ve yenilemek için bu zamana kadar 3 – 4 farklı ajans tasarımını yenilemek için destek olmak istedi. Hepsi ile çalışmalar kısmen başlamış olsa bile, bu şirketlerin hepsine danışman olarak destek vermeye başladıktan sonra bir türlü tasarım tamamlanamadı. Hep destek verilmek istenen ama hiçbir zaman son bulmayan çalışmalar Pazarlamadünyası.com’u hem şanslı hem de şansız kılıyor.


Şu an için şunu söyleyebilirim; Pazarlamadünyası.com’un tasarımı Hiperaktif DotCom Agency tarafından tamamlanmış durumda. Altyapısal değişiklikler ve yenilemeler ile PBS çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor. Büyük bir aksilik olmazsa Ekim ayı sonuna kadar yenilikleriyle ve yeni tasarımıyla Pazarlamadünyası.com yayında olacak. Yine pazarlama ile ilgili pek çok konuğu ve konuyu takipçilerine sunmaya devam edecek.

Her şirketten bir şeyler kazandım…

1994′ün sonlarında pazarlama araştırmaları ile başladığı pazarlama kariyerimde; uzman, yönetici ve danışman olarak birçok şirkette çalıştım. Diyojen, Güncel Veri, International Service Check, Vodaco Agency, On8 İletişim, Clear Channel, Aida İletişim, Referans Noktası, Kurumsal Gelişim Enstitüsü, Enera Danışmanlık, Ajans Press, PBS Bilişim Danışmanlık, Bilişim Eğitim Merkezi ilk aklıma gelenler. Hepsinde görev alırken pek çok kişi tanıdım ve hepsinden çok şey öğrendim. Ve öğrenmeye devam ediyorum.

Ancak iş yaşamımı Ali Gizer, Yusuf Köse ve Ömer Faruk Sezgin şekillendirdi denilebilir. Ali Gizer, bilgi tohumlarını ve bilgiye ne şekilde ulaşabileceğimin kanallarını açarken, Yusuf Köse ile bilişim teknolojilerinin  iş hayatındaki önemini ve bu teknolojileri iş hayatımda nasıl kullanabileceğimi, Ömer Faruk Sezgin ile ise bu öğrendiklerimden stratejik olarak nasıl yararlanacağımı ve bunlardan nasıl bir rekabet üstünlüğü sağlayabileceğimi öğrendim.

Bu üç insan dışında hem iş hem de özel yaşamımda fikirlerinden yararlandığım; Rana Özşeker’e, Yılmaz Altun’a, Korhan Akaydın’a, Mehmet Subaşı’ya, Dilek Yıldırım Akgün’e,  Özkan Kaymak’a, Sinan Torunoğlu’na, Metin Karaşahin’e, Dr. Başar Öztayşi‘ye ve ismini sayamadığım tüm güzel insanlara ayrı ayrı teşekkür etmek isterim.

Keşkeler…

İki konuda hep keşke dedim. Belki birindeki keşkeyi imkan bulursam kaldıracağım. Ne bunlar;

  1. RADAR’ın 12’ye yakın abonesi varken ve bunun dışında araştırma işlerimiz de varken; gençliğimizin tecrübesizliği ile Noyan Ergül ile beraber Diyojen’in kapısına keşke kilit vurmasaydık.
  2. 1998’de başladığım, derslerini verdiğim ve tez aşamasına geldiğim “Halkla İlişkiler ve Tanıtım” alanındaki yüksek lisansımı keşke tamamlasaydım. İki kere aftan yararlanmama rağmen işlerin yoğunluğundan tamamlayamadığım tezim hep içimde bir burukluk yaratıyor. Sanırım bir af çıkıyor. Bu sefer tezimi tamamlayacağım…

Şimdi neler yapıyorum?…

  1. Pazarlamadünyası.com’u yeni tasarımıyla beraber daha güçlü hale getirmek için çalışıyorum.
  2. Firmalara / markalara ajans (reklam ajansı, PR ajansı, interaktif ajans, vb.) seçimlerinde danışmanlık yapıyorum.
  3. İnandığım ve beraber çalışabileceğim firmalara pazarlama ve iş geliştirme alanında destek oluyorum.
  4. Çeşitli web projelerine ve araştırma çalışmalarına dışarıdan katkı sağlıyorum.
  5. Kendime ait web projeleri üzerinde çalışıyorum.
  6. Pazarlama, dijital pazarlama, sosyal medya, halkla ilişkiler, reklam, dijital trendler, marka, kişisel gelişim ve araştırma konularına kafa yoruyorum.

Bunların dışında Uluslararası Reklamcılık Derneği (IAA) Genç Profesyoneller Grubu’nun aktif bir üyesiyim.  İstanbul İletişim Fakültesi Mezunlar Derneği (İSTİM)’in yönetim kurulu üyesiyim.  Ayrıca çok aktif olmasam da Türkiye Bilişim Derneği (TBD)’nin üyelerinden biriyim.

Zevkler, renkler ve hayat…

Ben bir dayıyım. Yeğenlerim Aslı ve Umut ile vakit geçirmekten büyük bir zevk alıyorum. Bazen en bitkin anımda onları görünce sanki yeniden canlanıyorum.

Çok geniş bir kütüphanem var. İş kitapları dışında sosyoloji, psikoloji, siyasal iletişim alanındaki kitapları okuyorum. Şiir, oyun ve öykü kitaplarımın yeri tabii ki ayrı. Ayrıca bir aforizma tutkunuyum. 3 – 4 kelime ile insanın içine saplanan ve insanı düşünmeye sevk eden cümleleri seviyorum.

Ve yazıyorum. 1989’den bugüne kadar yaşadıklarımla ilgili notlar tutuyorum. İlerde bunlara biraz da kurmaca ekleyerek romanlaştırmayı düşünüyorum. Bunu ne zaman yaparım hiçbir fikrim yok. Ancak yaklaşık 2 yıl önce başladığım, iş hayatını ele alan bir roman üzerinde çalışıyorum. Hayat istediğim gibi akar ise 2012 yılında bunu bitirtmeyi planlıyorum.

Bunların dışında dostlarımla vakit geçirmek, yeni mekanlar keşfetmek, bazen hüzünlenmek, bazen sevinmek, müzik dinlemek  en çok zevk aldığım şeyler.

Ve hayatın bana sunduğu bir şans olan Tutku Yamak. Hayatımın anlamı; aşkım, dostum, her şeyim. Ve iş hayatımdaki en büyük destekçim.

İyi ki hayatımda ve ilk seferinde başarısızlık yaşadığım “evlilik” kavramını O’nunla hayata geçirmeyi planlıyorum. Planlar hayat bulunca hepinizle paylaşıyor olacağım. :)

Son söz…

“Doğuştan gelmeyen tek yetenek, istemektir. Olmak istemek, iyi olmak istemek, en iyi olmak istemek. Sahip olabileceğin en önemli yetenek budur.” (Paul Arden)

Not: Oldukça uzun oldu ama içimden böyle geldi. Yazıyı yazmama teşvik eden Tutku’ma ayrıca teşekkür ederim.

31.08.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , , , , , , , , , , , | Kişisel, Kişisel Gelişim, Pazarlama | 1 yorum