Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Nedir?
Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) kavramının pek çok tanımı var. Benim en çok önemsediğim ve bizim için de bağlayıcı olan Avrupa Birliği’nin tanımıdır: “Bir şirketin ya da markanın sosyal ve çevresel kaygıları kendi istekleriyle faaliyetlerinin ve paydaşlarıyla ilişkilerinin bir parçası haline getirmesi ve tüm paydaşlara karşı etik ve sorumlu davranması, bu yönde kararlar alması ve uygulamasıdır.”
Avrupa Birliği 2001’de yaptığı bu tanımla, sosyal sorumluluk alanlarını; toplum ve çevre olarak belirlemiştir. Şirket faaliyetinin toplum ve çevre bağlamında bütünleşik olduğu vurgulanmaktadır. AB mevzuatında yer alan bu tanım sosyal sorumluluğun gönüllülük esasına dayalı olarak gerçekleşmesi gerektiğine işaret eder. Yine burada da kurumun ya da markanın toplumsal ve çevresel kaygılarını faaliyetleri içerisinde değerlendirmeye alması vurgulanmaktadır.
Ülkemizde Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri hangi alanlarda yoğunlaşmaktadır?
Bu soruya KSS alanında yapılmış bir araştırma ile cevap vermek isterim. Kamuoyunda yapılan bir araştırmaya göre “Sizce hangi alanlarda Kurumsal Sosyal Sorumluluk projeleri gerçekleştirilmelidir?” sorusunun cevabı önem sırasına göre;
- Eğitim
- Sağlık
- Çevre olarak verilmiştir.
Bu araştırmanın da gösterdiği gibi, ülkemizin en temel sorunlarından biri olan eğitim alanında pek çok proje gerçekleştirilmektedir. Benim asıl dikkat çekmek istediğim önemli nokta ise; hep aynı soruna odaklı projeler gerçekleştirirken, konunun içeriği, yöntemi ve iletişiminde yaratılacak farklılıkların projeyi gerçekleştiren kurumun farklılaşmasında büyük etkisinin olacağıdır.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projesi gerçekleştirmek isteyen firmaların dikkat etmesi gereken unsurlar nelerdir?
Kurumlar KSS çalışmalarını yalnızca bir proje gibi değil, bir anlayış olarak tüm iş süreçlerinde uygulamalıdırlar. KSS projeleri gerçekleştirirken hem kuruma hem de topluma fayda sağlaması, değer üretmesi ilkesinden hareket edilmelidir.
KSS’nin kurumun en üst düzey yönetimi ve çalışanları tarafından kabul görüp sahiplenilmesi ve kurum dışında olduğu kadar kurum içinde de iletişime önem verilmesi gerekmektedir.
Kurumların dikkat etmesi gereken bir başka faktör de, bir projeyi sahiplenirken o projenin odağındaki soruna yönelik sürdürülebilir çözümler üretilmesi konusunda önderlik etmektir. Projelerin tüm süreçlerinde dikkat çekmek istediğimiz bir başka önemli nokta ise ölçümlemedir. Projenin kurum kültürü, vizyonu ve misyonuyla örtüşmesi ve “samimiyeti” firmaların dikkat etmesi gereken olmazsa olmaz unsurlardandır.
KSS’nin çok hassas bir alan olması bütün bu sürecin doğru yönetilmesinde uzman kuruluşların üzerine düşen rolü daha önemli hale getirmektedir.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projelerinde takip edilmesi gereken süreçler / adımlar nelerdir?
Fikrin oluşturulmasından, projelendirilmesine, planlanmasından, uygulanmasına ve ölçümlenmesine kadar uzun bir süreç var. Biz bu sürecin her aşamasında birebir hizmet veriyoruz. KSS projelerinin çok hassas ve sosyal projeler olması doğru iletişim dilinin oluşturulmasını ve konseptin birebir sahaya indirilmesini zorunlu kılıyor. Bu da bambaşka bir uzmanlık alanı gerektiriyor. Bir kere bütün toplum katmanlarını çok iyi tanıyor olmak, onlarla iyi bir dil oluşturmak gerekiyor. Dolayısıyla, özellikle saha çalışmalarının bu bilimsel tarafların da göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bizim en büyük farkımız, toplumdaki ihtiyacı doğru belirleyip, ölçümlemeler sonrasında fikri bulup, bunun üzerine doğru stratejiyi geliştirmemiz ve projeyi çok iyi bir planlanlamayla uygulamamızdır.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri firmaya neler kazandırır?
KSS’nin iki tarafı vardır; şirket ve toplum. Türkiye’de KSS için bu iki tarafa bakmak gerekir. KSS’nin en önemli sonucu ortaya çıkardığı toplumsal faydadır. Bu fayda, topluma olduğu kadar şirkete de yönelik olmalıdır. KSS faaliyetlerinin şirketlere sağladığı faydalar; bütünleşik pazarlamanın bir boyutuna, şirket bilinilirliğinin bir aracına, halkla ilişkilerin bir bölümüne ve şirket kültürünün içeriğine yansıyor. KSS markalara ruh katarak kurum ve markaya değer kazandırıyor. Tüketici ile ürün arasında güven ilişkisi kuruyor ve markanın pazar payı büyüyor. İmaj ve toplumsal değer örtüşmesi sağlanıyor. Nihayetinde amaçlarına ulaşırsa, yani doğru yapılırsa, itibar üretiyor. Toplum geleceğe daha güvenle bakıyor. Şirketler toplumdan aldığının bir kısmını topluma geri veriyor.
KSS bir toplumsal sorunla ilişki kurmaktır. Bir kimlik ilanıdır. Bilinirlik ve farkındalık yaratır. Kurumsallaşmayı kimliklendirme ile hızlandırır. İmajı itibara çevirir ve büyütür. İtibar işletmeler için en önemli kazanımdır. Kurumun yaptıklarına toplumun özellikle dışarıdakilerin biçtiği değerdir.
İncedir, samimiyet gerektirir, kazanımı zor kaybedilmesi kolaydır. KSS projeleri kurumsal bütünlük ve kimlikle sıkı örülmüş olmalıdır.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) ajansı seçerken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Ülkemizde KSS projeleri genellikle iletişim firmaları tarafından yürütülmektedir. Biz Su CSR olarak Türkiye’de, KSS alanının her aşamasındaki birikim ve uzmanlığımızla tam hizmet sunan tek şirketiz. KSS projesi oluşturmak, araştırmak, planlamak ve uygulamak kesinlikle bir uzmanlık alanıdır. Yaptığımız iş yoğun emek gerektiren bir iştir ve toplumla marka arasında etkileşim yaratarak iletişim platformu oluşturmaktadır.
Hazırlayan
Sevim AKYOL
Su CSR
www.sucsr.com
Kaynak: Pazarlamadünyası.com
23.08.2010
Gönderen
Mustafa Duran |
Corporate social responsibility, csr, KSS, kurumsal iletişim, kurumsal itibar, kurumsal sosyla sorumluluk, Sevim Akyol, Su CSR |
Halkla İlişkiler, Kavramlarla Pazarlama |
yorumsuz
Aralık ayı “Ayın Şirketi” bölümünde markalara sosyal medyaları kullanma ve topluluk oluşturma konularında danışmanlık hizmeti sunan Qefal‘i köşemize taşıyarak; şirketin kurucu ortakları Fulya Ulusoy ve Ivan Jimanez ile ajansın faaliyetlerini, hedeflerini ve sosyal medya pazarlamasını konuştuk.
“Ayın Konuğu” bölümünde pazarlama danışmanlığı yapan ve kendini “iletişim işçisi” olarak tanımlayan Merih Cılga ile tüketici içgörüsü, pazarlama araştırmaları, marka, reklam kavramlarını ve günümüz Türk tüketicisini konuştuk.
Mobil pazarlamanın lokasyon çözümü olan “Bluetooth Marketing” kavramını Vodera Genel Müdürü S. Ömer Ekinci ile “Ayın Reçetesi” bölümünde inceledi.
Kurumların sanal dünyada var olma gerekliliğini dile getirirken, pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair de öneriler sunan “İnternet Çağında Kurumsal İletişim“ isimli kitabı “Ayın Kitabı” bölümünde ele aldık…
Taner Özdeş “Bir Seyahatin Öğrettikleri”, Murat Şaylan “Banka Markalarımız” ve Belgin Usanmaz “Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı”na Göre Marka Stratejileri” başlıklı yazılarıyla Pazarlamadunyasi.com’da yer aldılar.
10.12.2009
Gönderen
Mustafa Duran |
Belgin Uslanmaz, bluetooth marketing, fulya Ulusoy, internet çağı, Ivan Jimanez, kurumsal iletişim, Marka, marka stratejisi, Melih Cılga, Murat Şaylan, Ömer Ekinci, Pazarlama, Pazarlama İletişimi, Qefal, Sun Tzu, Taner Özdeş, tüketici içgörüsü, Vodera |
Marka, Pazarlama, Pazarlama İletişimi |
yorumsuz
Halkla ilişkiler sıradan olmakla önemli
olmak arasındaki farktır.
Betül Mardin
Halkla ilişkiler dendiğinde herkesin kafasında bir şeyler oluşmaktadır. Ayrıca halkla ilişkiler kavramı da aynı pazarlama gibi herkesin çok iyi bildiği (bildiğini sandığı) kavramlardan biridir. Böyle olması belki isminden kaynaklanmaktadır. Halk ve ilişki; hepimizin günlük yaşamda bol miktarda kullandığımız kelimeler bundan dolayı halkla ilişkileri hepimiz çok iyi biliyor olabilir miyiz?
Halkla ilişkiler, öyle görüldüğü gibi basit ve herkesin bilebileceği bir kavram değildir. Halkla ilişkilerin böyle algılanmasının en önemli nedeni her konuda olduğu gibi bu konudaki bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. Öncelikle bu bilgisizliği yok etmek için halkla ilişkilerin ne olduğuna bakmakta yarar var.
Halkla ilişkiler: ”Belirlenmiş hedef kitleri etkilemek için hazırlanmış planlı, inandırıcı, bir iletişim çabasıdır.”
Betül Mardin’in yaptığı tanıma göre halkla ilişkiler: ”Kamuya ya da özel ait kuruluşların olumlu bir imaja sahip olmaları için gerekli tanıtım politikasının saptanması, kuruluşların bu doğrultuda yönlendirilmesi, insan grupları ve kuruluşlar arasında bilgi akışının sağlanması ve bu bilgi akımının gerekli etkinliği kazanarak amaçlanan sonuca ulaşması için yapılan planlı faaliyetlerdir.”
İngiltere Halkla İlişkiler Enstitüsü’nü yaptığı tanıma göre halkla ilişkiler: ”Bir kuruluş ile hedef kitlesi arasında iyi niyetli ve karşılıklı anlayışa dayalı ilişkileri sürdürmeye yönelik önceden belirlenmiş çabalardır.”
Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin yaptığı tanıma göre halkla ilişkiler: ”Bir girişimin kamu ya da özel sektörde faaliyet gösteren bir kuruluşun temasta bulunduğu ya da bulanabileceği kesimlerin anlayış, sempati ve elde etmek ve devam ettirmek için yaptığı sürekli ve örgütlü bir yönetim görevidir.”
Yukarıda yapılan tanımlamaların hepsi doğrudur. Ancak günümüzde halkla ilişkiler sadece kamuoyu ve kuruluş arasında iletişim kurmak, kuruluşu kamuoyuna tanıtmak, benimsetmek, kuruluş imajı oluşturmak değildir. Halkla ilişkiler günümüzde pazarlama çalışmalarının önemli bir unsuru haline gelmiştir.
Ürünün ve markanın önem kazanması, tüketicinin etkinliğinin artması ve iletişimin pazarlama düşünceleri içersindeki değerinin ortaya çıkması halkla ilişkilerin değişime uğrayarak pazarlama içinde etkin bir rol almasına neden olmuştur.
Bu gelişmelerle beraber halkla ilişkiler kavramı, kurum ile kamuoyu arasındaki iletişimi sağlayan Kurumsal Halkla İlişkiler (CPR) ve kurumun pazarlama çalışmalarına destek olan Pazarlama Yönlü Halkla İlişkiler (MPR) olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.
19.06.2009
Gönderen
Mustafa Duran |
cpr, Halkla İlişkiler, kurumsal halkla ilişkiler, kurumsal iletişim, mpr, Pazarlama İletişimi, Pazarlama Yönlü Halkla İlişkiler, pr, Pro-aktif Halkla İlişkiler, Re-aktif Halkla İlişkiler |
Halkla İlişkiler, Pazarlama, Pazarlama İletişimi |
1 yorum
Haziran ayın “Ayın Şirketi” bölümünde; son günlerde çok konuşulan Şafak Sezer’li Chery reklamına imza atan Imagine Production’ın kurucuları Gözde ve Güçlü Gülan ile şirketin hizmetlerini, prodüksiyon sektörünü ve Chery reklamını konuştuk.
“Ayın Konuğu” bölümünde ise Xing Türkiye Pazarlama Müdürü Pelin Ayan ile dijital dünya, interaktif pazarlama, sosyal medyalar ve Xing üzerine yapılan dolu dolu bir röportaj gerçekleştirdik.
“Ayın Reçetesi”nde ise; kurumların amaç ve hedeflerine ulaşması için hedef kitle ile kuracakları iletişimin önemini her geçen gün artırdığı günümüzde; kurumun dış dünyaya ile iletişimini sağlayan en önemli unsur olan “Kurumsal İletişim” kavramını PrEkstra kurucu ortağı Özlem Doğru Diler ile ela aldık.

Her şeyin yeniden tanımlandığı iletişim odaklı çağımızın başarılı markalarını yaratmak için gerekli olan bilgileri sunan “Concepting” isimli kitabı “Ayın Kitabı” bölümünde inceledik.
Taner Özdeş, “Oskarlı Filmlerin Bana Düşündürdükleri”, Murat Şaylan, “Karlılaşmak İçin Markalaş”, Teoman Akben “Müşteri Olabilmek” ve M. Yalçın Parmaksız, “Pazarlama Departmanlarında Yeni Bir Pozisyon: Sosyal Ağ Uzmanı” başlıklı yazılarıyla Pazarlamadunyasi.com’da yer aldılar.
06.06.2009
Gönderen
Mustafa Duran |
Chery, Concepting, Gözde Gülan, Güçlü Gülan, Halkla İlişkiler, Imagine Production, kurumsal iletişim, M. Yalçın Parmaksız, markalaşma, Murat Şaylan, Pelin ayan, pr, PrEkstra, Şafak Sezer, Sosyal Medya, Taner Özdeş, Teoman Akben, Xing |
Pazarlama |
yorumsuz
Kurumsal Blog nedir? Kurumsal Blog kavramının günümüzdeki yeri ve önemi nedir?
Geride bıraktığımız son birkaç yıl içinde, iletişime kazandırdığı yeni boyutlarla öne çıkan ve iş dünyasının en çok tartışılan konulardan biri olan bloglar, yeni iletişim yöntemlerinin belki de en önemlisi olarak karşımıza çıkıyor.
Blog kavramı, şirketlerin hedef kitleleriyle iletişim kurmak için benimsemiş olduğu yöntemleri farklı bir boyuta taşıyan yeni bir iletişim aracı. Bireysel kullanıcılar arasında ortaya çıkan ve hızla yayılan bloglar, iş dünyasının da zaman kaybetmeden dikkatini çekti ve yaygınlaşarak bugünkü konumuna ulaştı. İş dünyası, yeni bir kurumsal iletişim çağına girerken, kurumsal bloglar da şirketlerin müşterileriyle, çalışanlarıyla, medyayla ve diğer kritik taraflarla iletişim kurmasında önem kazanmaya başladı.
Bloglarda, şirketlerin kendisi, ürünleri ve hizmetleri hakkında yapılan ulusal ya da uluslararası konuşmalar giderek artış gösteriyor. Dolayısıyla şirketler, yalnızca kendileri ya da rakipleri hakkındaki konuşmaları takip etmek için bile olsa, bloglardan faydalanmaya başlamaları büyük önem kazanıyor.
Kurumsal Blogun hazırlık sürecinde yapılması gerekenler nelerdir?
İşletmeler, kurumsal blog oluşturma kararı almadan önce, güncel bir yönetim ile bloğu hayatta tutup tutamayacaklarına; yeterli zamanı ayırıp ayıramayacaklarına karar vermeleri gerekiyor. Geleceği düşünülmeden başlatılan kurumsal bloglar, şirketleri sanal ortamda arzu edilen şekilde temsil edemediğinden, faydadan çok zarar getiriyor.
Kurumsal blogun etkili olabilmesi için, öncelikle blog için uygun bir isim seçilmeli. Daha sonra bloğun etkinliğinde önemli rol oynayacak olan blog yazarları seçimine dikkat edilmeli. Kurumsal bloglarda yazacak bloggerlar, şirketin ürün ya da hizmetlerini çok iyi tanımalı, deneyimlerini ürün ya da hizmetle ilişkilendirebilmeli, şirketin iletişim faaliyetlerini ve stratejilerini iyi bilmeli ve gizli kalması gereken bilgileri açığa vurmadan, şirketin kendisiyle ilgili öne çıkarmayı planladığı özellikler üzerine gidebilmeli. Ayrıca işletme kültürünün, şeffaf iletişime uygunluğu, blogging kararı aşamasında mutlaka değerlendirilmeli.
Kurumsal blogların etkin iletişim araçları olarak işlev gösterebilmeleri için yeterli zaman ayrılmalı, ilgi çekici konulara yer verilmeli, düzenli gönderilerle içerik taze tutulmalı ve yorum yazmaya olanak sağlayarak sohbet ortamı oluşturulmalı.
Kurumsal Blogda kimler yazmalıdır? Üst yönetimin Kurumsal Blogda yazmasının önemi nedir?
Bu soruya tersten yanıt verecek olursam, öncelikle iletişim becerisi olmayan kişiler kurumsal bloglarda yazmamalı. İşlerinden, yöneticilerinden, ürün veya hizmetlerinden hoşnut olmayanlar, tozpembe tahminler yapmaktan kendilerini alamayan yöneticiler, her gün aynı şeyi yaptıklarını düşünen, işlerini renksiz ya da sıkıcı bulan çalışanlar da kurumsal blog yazarlığına soyunmamalı.
Blogging konusunda en büyük görüş ayrılığı ise üst yönetimin blog yazması konusunda yaşanıyor. Bazıları, programları son derece yoğun olan üst yönetimin blogging için zaman ayıramayacağını, bu nedenle blog yazmaması gerektiğini düşünürken, bazıları da şirketin en yetkili ağzından yapılacak açıklamaların yerini hiçbir şeyin tutamayacağını iddia ediyor. Şu bir gerçek ki blogging yapan, yani bunun için zaman ayıran üst düzey yöneticilerin sayıları her geçen gün artıyor. Yöneticiler bu yeni deneyimden büyük keyif almaya başlıyor. Yine de doğru kararın verilmesinde, zaman faktöründen çok, üst yönetimin iletişim becerileri büyük önem taşıyor.
Kurumsal Blogun şeffaflık sınırı ne olmalıdır? Kurumun gizli bilgilerinin blogda yer almaması için ne gibi önlemler alınmalıdır?
Blogging, kirli çamaşırlar konusunda açık sözlü olmayı başaramayan şirketlere göre pek de uygun bir iletişim aracı değil. Tabi ki her şirketin kendine göre sorunları var, ancak şirketler bunları belli bir açıklık içinde tartışmaya yanaşmıyorlarsa, blogların kendilerine kazandırabileceği gücü önemli bir oranda kaybediyorlar.
İnsanlar ise kendileriyle konuşan şirketlerin açlığı içindeler ve “Burada herşey mükemmel” diyen şirketlere karşı güvensizlik duyuyorlar. Bu noktada blogların ne kadar şeffaf olması gerektiği endişesi ortaya çıkıyor. İnternetin bilgiyi yayma hızı ve bloglarda ortaya konan bir gizli bilginin milyonlarca kişiye ulaşabileceği düşünüldüğünde, bu haklı bir endişe. Bu noktada kurumsal blogların temel özelliklerinin belki de en önemlisi olan şeffalık için bir sınır çizmek yerine, kurumların blog yazmaya başlamadan önce blogları için iyi tanımlanmış, önceden saptanmış blog amaçları ve yazılı bir bloglama politikası oluşturması gerekiyor. Şirketler, finans, hukuk vb. alanlarda bilgiyi gizli tutma hakkını bloglarda da saklı tutuyor.
Ancak, konu çalışanlara geldiğinde, kontrol daha da güçleşiyor. Blogging uygulamalarında önde gelen şirketler, bloglarda dikkat edilmesi gereken konularda bloglama politikalarının uygulanmasını sağlayarak ve çalışanları için filtreleme programları geliştirerek ve bu sorunu çözebiliyor.
Kurumsal Blogun kuruma sağladığı faydalar nelerdir?
Kurumsal blog sayesinde şirketler; çalışanlarını, paydaşlarını ve hedef kitlesini oluşturan gruplar için şeffaf bir yapı oluştururken, sadece tanıtım amaçlı kurdukları soğuk ve interaktif olmayan web siteleri yerine, farklı ve alternatif bir iletişim aracı kullanabiliyor.
Arama motorlarında da sürekli takip edildiklerinden ve güncellendiklerinden üst sıralarda yer alan kurumsal bloglar, şirketlere ölçülebilir sonuçlar da sunuyor. Düşük maliyetli olmaları, her büyüklükte şirket için avantaj oluştururken, özellikle iletişim bütçeleri sınırlı olan şirketlerin de seslerini duyurabilmeleri için iyi bir fırsat yaratıyor.
Kurumsal blogun şirketlere sağlayacağı başlıca faydaları aşağıdaki başlıklarda toparlayabiliriz;
- Şirket hakkında olumlu söylentilerin oluşturulması
- Niş pazarlardaki işletmelere seslerini duyurabilme imkanı tanıması
- Düşük maliyetli olması
- Güncel bilginin paylaşılması
- Fikirlerin ortaya koyulması için platform oluşturması
- Hedef kitleden feedback alınması
- Hedef kitlenin ihtiyaç ve beklentilerinin anlaşılması
- Hedef kitleyle olan ilişkilerde güven oluşumu sağlaması
- Müşteri sadakatinin sağlanması
- Görünürlüğün artırılması
- Yeni fikirlerin ve ürünlerin test edilmesi
- Krizlere zamanında tepki verilmesi
- Karşılıklı görüşmeye olanak tanıması
- İç iletişimin güçlendirilmesi
Hazırlayan
Yılmaz Altun
Vodaco Agency
www.vodacoagency.com
Kaynak: www.pazarlamadunyasi.com
14.04.2009
Gönderen
Mustafa Duran |
Blog, blogging, kurumsal blog, kurumsal iletişim, Pazarlama, vodaco agency, yılmaz altun |
Kavramlarla Pazarlama, Pazarlama |
yorumsuz