" /> Mustafa Duran

Mustafa Duran

Pazarlama üzerine sayıklamalar…

Mustafa Hakkında Çok Şey!…

Herkesin günün birinde bugüne kadar neler yaptığı ile ilgili bir değerlendirme yaptığı olur. Bu yazı da benim yaklaşık 16 yıllık iş hayatım ile ilgili  değerlendirmeyi (tabii ki biraz kişisel)  kapsıyor.  Uzun zamandır yazmayı düşünüyor ve kafamda kurguluyordum. Gün bugünmüş.

Otelcilik ve turizm meslek lisesi mezunusun, üniversitede hangi bölümü seçersin?…

Sene 1994. O zamanlar üniversite iki basamaklı. Dershanede ki danışman, Halkla İlişkiler ve Tanıtımdiye bir bölümden bahsediyor. İlk defa duyuyorum. Ama bana söylediği şu “Otelcilik mezunusun, bu bölümle onu birleştirirsen daha kolay iş bulabilirsin”. Ve bu doğrultuda 4’üncü sırada yazılan bu bölüm ve bu bölümü kazanmakla başladı her şey… İyi mi oldu? Halimden memnunum…

Anket yapar mısın?…

Aslında her şey Noyan Ergül’ün (Şuan kurucusu olduğu Zen Halkla İlişkiler‘de çalışma hayatını sürdürüyor) “Anket yapar mısın?” sorusuyla başladı. Üniversiteye girdiğimin ilk günlerinde tanışmıştım Noyan’la. Ve o dostluğumuz iş arkadaşlığını da beraberinde getirmişti.  O soru ile Diyojen ile tanıştım. Diyojen, iletişim fakültesinde akademisyenken ayrılan Ali Gizer ve Sinan Dirlik tarafından kurulan bir araştırma şirketiydi.


Adidas (Yıllar sonra Adidas için yaptığımız araştırmaları kurum içinde kullanan ve şu an On İletişim’i yöneten İpek Özgüden Özer ile tanışmak ve zaman zaman sohbet etmek de ayrı bir zevk.) için yapılan “Taraftar Profili Araştırması”nın bir anketörü olarak Diyojen’e girişim ve orada çalışmam 5 yıla yakın sürdü. Anketör, alan koordinatörü, sosyal araştırmalar asistanı, proje yönetmeni ve koordinatör olarak Diyojen’de çok şey yaşadım ve benim kariyerimin oluşmasında en büyük katkıyı yapan yer oldu.

Diyojen benim için bir okuldu…

Ali Gizer ve Noyan Ergül ile beraber Diyojen’de pek çok sosyal, siyasal ve pazarlama araştırmasına imza attık.

“Adidas Streetball Challange 1996 – Katılımcı, İzleyici Profili Araştırması”, “Kids and Teenagers Omnibus”, “Türkiye’nin Refahı, Refah’ın Türkiye’si”, “Bayan Giyiminde Tüketim Alışkanlıkları ve Beklentileri”, “Türkiye’de Televizyon Yayıncılığı” “Beyoğlu Belediye Başkan Adaylarından Beklentiler” ve “Tunceli Seçmenin Milletvekili Adaylarından Beklentileri, Aradığı Özellikler ve Adayın Parti Tercihine Etkileri” araştırmaları şu an ilk aklıma gelenler. Her birini çok zevk alarak ve çok şey öğrenerek hayata geçirdik. Bazısında oldukça fazla yorulduk. : )

Diyojen içinde gerçekleştirilen, CIDC Insight (Center for Intercultural Dialogue and Coopertion) isimli dergi çalışması ile RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması) çalışmalarından ayrıca bahsetmek isterim.

CIDC, bir Portekizli’nin Türkiye’deki yabancılar, diplomatlar, akademisyenler için hayata geçirmek üzere bize ulaştığı bir dergi projesiydi. 20 – 25 gazeteyi günlük olarak takip edip, Türkiye’deki gündemi ortaya koymaya çalışan dergiyi 4 ay boyunca biz hazırladık. Projenin benim için 2 önemi var diyebilirim. Birincisi Refah-Yol hükümetinin başta olduğu ve 28 Şubat ile son bulan sürecin en sıcak 4 ayını farklı görüşteki gazetelerden inceleme fırsatı yakalamamdı. İletişim fakültesinde bize okutulanlar ile medya dünyasının aynı olmadığını ve medya dünyasının bize ne şekilde hükmetmeye çalıştığını çok net gördüm.

CIDC projesi ile farklı kültürlerden pek çok kişi ile çalışma imkanı yakalamak da oldukça ilginç bir deneyimdi. Çünkü proje içinde bizim dışımızda 1 Portekizli, 1 Anzak ve 1 Japon vardı. Kültür değiştikçe insanların çalışma şeklinin ve hayata bakışının nasıl değiştiğini görmek açısından güzel bir deneyimdi. Bu arada üniversiteden de hocamız olan Prof. Dr. Nilüfer Narlı ile beraber çalışmak da ayrı bir tattı.

RADAR (Radyo Dinleyici Araştırması), radyo dinleyicilerinin genel profillerini belirleyerek, radyoculara her zaman ihtiyaç duyabilecekleri, dinleyicileri ile ilgili temel bilgileri temin etmeleri amacıyla aylık olarak gerçekleştirdiğimiz bir çalışmaydı. Radyoların en popüler olduğu bu dönemde yaptığımız bu çalışma ile radyoların ölçümlenmesi noktasında ilk adımların atılmasında yer almak bizim için çok önemliydi. Ayrıca radyo camiasını tanımak açısından da güzel bir tecrübeydi.

Ali Gize’in kariyer yolculuğumdaki rolü büyük…

Hayatımda gördüğüm en mütevazi insanlardan biridir, Ali Gizer. Ali Gizer’den araştırmanın yanında bilginin değerini, kendimi nasıl geliştireceğimi, insanlarla iletişimi ve pek çok şeyi öğrendim. Bize ağabeylik dışında, hayat öğretmenliği de yapan Ali Gizer’e kariyerimde açtığı yol için minnettarım.

Aktif Dağıtım, GüncelVeri ve Yusuf Köse…

Ali Gizer’in askere gitmesinden kısa bir süre sonra Noyan ile beraber, gençliğimizin ateşine kapılıp Diyojen’in kapısına kilit vurduktan kısa bir süre sonra Aktif Dağıtım (Şimdiki ismi ile Aktif İleti) ile yollarım kesişti.

Aktif Dağıtım’ın “Araştırma Uzmanı” pozisyonu için görüşme yaparken şirketin genel müdürü Yusuf Köse’nin dağıtım sırasında teslimat yapılan kişilerle küçük anket çalışmaları yapma fikri üzerine, başvurduğum pozisyonun yönü değişmiş oldu.

Aktif Dağıtım bünyesinde teslimat sırasında anket uygulamasının (önce GİK (Gönderi İzleme Kartı) ile sonra el terminalleriyle) altyapısını hazırladıktan sonra GüncelVeri isimli araştırma şirketi kuruldu. Ve benimle başlayan sürece yeni çalışma arkadaşlarım katıldı. GüncelVeri’de el terminalleri ile hem araştırma çalışmaları yaparken hem de doğrudan pazarlamaya hizmet edecek veri bankası oluşturma çalışmalarımız devam etti. Bu süreçte ayrıca “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2001”, “Aktif Dağıtım Personel Genel Profili – 2000” ve “Aktif Dağıtım Müşteri Memnuniyeti” araştırmalarına imza attım.

Yaklaşık 1,5 yılımı geçirdiğim Aktif Dağıtım ve GüncelVeri’de bilişim teknolojilerini, internet dünyasını ve bu dünyanın hayatımızı nasıl etkilediğini gördüğüm bir dönem yaşadım. Buna bir de Yusuf Köse’nin liderlik, yenilikçilik, insan ilişkileri, girişimcilik, teknoloji konularındaki yaklaşımı eklendiğinde Diyojen ile başlayan gelişim sürecime çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Askerlik günleri…

Ankara ve Kars’da geçen askerliğim zor kış şartlarına rağmen neler yapmak istediğim konusunda düşünmem için güzel bir ortam yarattı. Yedek subaylığın rahatlığıyla bol bol okuyor, yazılar yazıyordum. Hatta askerlik sürecimde iki araştırma raporunu yazacak kadar iş hayatının içindeydim diyebilirim. Askerliğin ülke şartlarını tanıma, doğudaki hayatı görme anlamında da katkılarını yok sayamam.

Zor Bir Genel Müdür Ömer Faruk Sezgin…

Ajans Press ve Clear Channel’da olmak üzere 2 kez Ömer Faruk Sezgin ile beraber çalışma fırsatı yakaladım. Çoğu kişi için zor ve bir o kadar da yıpratıcı olarak nitelendirilen bir genel müdürdü kendisi. Ancak benim için ayrı bir yeri var. Strateji, kalite, taktik, personel yönetimi, müşteri ilişkileri kavramlarının iş hayatı içinde nasıl işlediğini Ömer Faruk Sezgin sayesinde kavradım diyebilirim.


Pazarlamadünyası.com
nasıl doğdu?…

Ajans Press’deki son günlerimde domainini almamla başladı her şey. Sonrasında Clear Channel’da pazarlama müdürlüğüm sırasında web sitemizi yaptırdığımız PBS Bilişim Danışmanlık ile tanışmamdan sonra projeyi hayata geçirmek için 2005 yılında çalışmalara başladık. Ve 2005 yılının Aralık ayında yayına girdik. O tarihten bu yana pazarlama ve pazarlama iletişimi ile ilgili yayıncılık yapmaya devam ediyorum.

Pazarlamadünyası.com, hem çok şanslı hem de çok şansız bir portal oldu. Kurulduğundan yaklaşık 1 yıl sonra tasarımının ne kadar kötü olduğunu gördüm. Ve yenilemek için bu zamana kadar 3 – 4 farklı ajans tasarımını yenilemek için destek olmak istedi. Hepsi ile çalışmalar kısmen başlamış olsa bile, bu şirketlerin hepsine danışman olarak destek vermeye başladıktan sonra bir türlü tasarım tamamlanamadı. Hep destek verilmek istenen ama hiçbir zaman son bulmayan çalışmalar Pazarlamadünyası.com’u hem şanslı hem de şansız kılıyor.


Şu an için şunu söyleyebilirim; Pazarlamadünyası.com’un tasarımı Hiperaktif DotCom Agency tarafından tamamlanmış durumda. Altyapısal değişiklikler ve yenilemeler ile PBS çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor. Büyük bir aksilik olmazsa Ekim ayı sonuna kadar yenilikleriyle ve yeni tasarımıyla Pazarlamadünyası.com yayında olacak. Yine pazarlama ile ilgili pek çok konuğu ve konuyu takipçilerine sunmaya devam edecek.

Her şirketten bir şeyler kazandım…

1994′ün sonlarında pazarlama araştırmaları ile başladığı pazarlama kariyerimde; uzman, yönetici ve danışman olarak birçok şirkette çalıştım. Diyojen, Güncel Veri, International Service Check, Vodaco Agency, On8 İletişim, Clear Channel, Aida İletişim, Referans Noktası, Kurumsal Gelişim Enstitüsü, Enera Danışmanlık, Ajans Press, PBS Bilişim Danışmanlık, Bilişim Eğitim Merkezi ilk aklıma gelenler. Hepsinde görev alırken pek çok kişi tanıdım ve hepsinden çok şey öğrendim. Ve öğrenmeye devam ediyorum.

Ancak iş yaşamımı Ali Gizer, Yusuf Köse ve Ömer Faruk Sezgin şekillendirdi denilebilir. Ali Gizer, bilgi tohumlarını ve bilgiye ne şekilde ulaşabileceğimin kanallarını açarken, Yusuf Köse ile bilişim teknolojilerinin  iş hayatındaki önemini ve bu teknolojileri iş hayatımda nasıl kullanabileceğimi, Ömer Faruk Sezgin ile ise bu öğrendiklerimden stratejik olarak nasıl yararlanacağımı ve bunlardan nasıl bir rekabet üstünlüğü sağlayabileceğimi öğrendim.

Bu üç insan dışında hem iş hem de özel yaşamımda fikirlerinden yararlandığım; Rana Özşeker’e, Yılmaz Altun’a, Korhan Akaydın’a, Mehmet Subaşı’ya, Dilek Yıldırım Akgün’e,  Özkan Kaymak’a, Sinan Torunoğlu’na, Metin Karaşahin’e, Dr. Başar Öztayşi‘ye ve ismini sayamadığım tüm güzel insanlara ayrı ayrı teşekkür etmek isterim.

Keşkeler…

İki konuda hep keşke dedim. Belki birindeki keşkeyi imkan bulursam kaldıracağım. Ne bunlar;

  1. RADAR’ın 12’ye yakın abonesi varken ve bunun dışında araştırma işlerimiz de varken; gençliğimizin tecrübesizliği ile Noyan Ergül ile beraber Diyojen’in kapısına keşke kilit vurmasaydık.
  2. 1998’de başladığım, derslerini verdiğim ve tez aşamasına geldiğim “Halkla İlişkiler ve Tanıtım” alanındaki yüksek lisansımı keşke tamamlasaydım. İki kere aftan yararlanmama rağmen işlerin yoğunluğundan tamamlayamadığım tezim hep içimde bir burukluk yaratıyor. Sanırım bir af çıkıyor. Bu sefer tezimi tamamlayacağım…

Şimdi neler yapıyorum?…

  1. Pazarlamadünyası.com’u yeni tasarımıyla beraber daha güçlü hale getirmek için çalışıyorum.
  2. Firmalara / markalara ajans (reklam ajansı, PR ajansı, interaktif ajans, vb.) seçimlerinde danışmanlık yapıyorum.
  3. İnandığım ve beraber çalışabileceğim firmalara pazarlama ve iş geliştirme alanında destek oluyorum.
  4. Çeşitli web projelerine ve araştırma çalışmalarına dışarıdan katkı sağlıyorum.
  5. Kendime ait web projeleri üzerinde çalışıyorum.
  6. Pazarlama, dijital pazarlama, sosyal medya, halkla ilişkiler, reklam, dijital trendler, marka, kişisel gelişim ve araştırma konularına kafa yoruyorum.

Bunların dışında Uluslararası Reklamcılık Derneği (IAA) Genç Profesyoneller Grubu’nun aktif bir üyesiyim.  İstanbul İletişim Fakültesi Mezunlar Derneği (İSTİM)’in yönetim kurulu üyesiyim.  Ayrıca çok aktif olmasam da Türkiye Bilişim Derneği (TBD)’nin üyelerinden biriyim.

Zevkler, renkler ve hayat…

Ben bir dayıyım. Yeğenlerim Aslı ve Umut ile vakit geçirmekten büyük bir zevk alıyorum. Bazen en bitkin anımda onları görünce sanki yeniden canlanıyorum.

Çok geniş bir kütüphanem var. İş kitapları dışında sosyoloji, psikoloji, siyasal iletişim alanındaki kitapları okuyorum. Şiir, oyun ve öykü kitaplarımın yeri tabii ki ayrı. Ayrıca bir aforizma tutkunuyum. 3 – 4 kelime ile insanın içine saplanan ve insanı düşünmeye sevk eden cümleleri seviyorum.

Ve yazıyorum. 1989’den bugüne kadar yaşadıklarımla ilgili notlar tutuyorum. İlerde bunlara biraz da kurmaca ekleyerek romanlaştırmayı düşünüyorum. Bunu ne zaman yaparım hiçbir fikrim yok. Ancak yaklaşık 2 yıl önce başladığım, iş hayatını ele alan bir roman üzerinde çalışıyorum. Hayat istediğim gibi akar ise 2012 yılında bunu bitirtmeyi planlıyorum.

Bunların dışında dostlarımla vakit geçirmek, yeni mekanlar keşfetmek, bazen hüzünlenmek, bazen sevinmek, müzik dinlemek  en çok zevk aldığım şeyler.

Ve hayatın bana sunduğu bir şans olan Tutku Yamak. Hayatımın anlamı; aşkım, dostum, her şeyim. Ve iş hayatımdaki en büyük destekçim.

İyi ki hayatımda ve ilk seferinde başarısızlık yaşadığım “evlilik” kavramını O’nunla hayata geçirmeyi planlıyorum. Planlar hayat bulunca hepinizle paylaşıyor olacağım. :)

Son söz…

“Doğuştan gelmeyen tek yetenek, istemektir. Olmak istemek, iyi olmak istemek, en iyi olmak istemek. Sahip olabileceğin en önemli yetenek budur.” (Paul Arden)

Not: Oldukça uzun oldu ama içimden böyle geldi. Yazıyı yazmama teşvik eden Tutku’ma ayrıca teşekkür ederim.

31.08.2010    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , , , , , , , , , , , | Kişisel, Kişisel Gelişim, Pazarlama | 1 yorum

Kurumsal Blog

kurumsal-blogKurumsal Blog nedir? Kurumsal Blog kavramının günümüzdeki yeri ve önemi nedir?

Geride bıraktığımız son birkaç yıl içinde, iletişime kazandırdığı yeni boyutlarla öne çıkan ve iş dünyasının en çok tartışılan konulardan biri olan bloglar, yeni iletişim yöntemlerinin belki de en önemlisi olarak karşımıza çıkıyor.

Blog kavramı, şirketlerin hedef kitleleriyle iletişim kurmak için benimsemiş olduğu yöntemleri farklı bir boyuta taşıyan yeni bir iletişim aracı. Bireysel kullanıcılar arasında ortaya çıkan ve hızla yayılan bloglar, iş dünyasının da zaman kaybetmeden dikkatini çekti ve yaygınlaşarak bugünkü konumuna ulaştı. İş dünyası, yeni bir kurumsal iletişim çağına girerken, kurumsal bloglar da şirketlerin müşterileriyle, çalışanlarıyla, medyayla ve diğer kritik taraflarla iletişim kurmasında önem kazanmaya başladı.

Bloglarda, şirketlerin kendisi, ürünleri ve hizmetleri hakkında yapılan ulusal ya da uluslararası konuşmalar giderek artış gösteriyor. Dolayısıyla şirketler, yalnızca kendileri ya da rakipleri hakkındaki konuşmaları takip etmek için bile olsa, bloglardan faydalanmaya başlamaları büyük önem kazanıyor.

Kurumsal Blogun hazırlık sürecinde yapılması gerekenler nelerdir?

İşletmeler, kurumsal blog oluşturma kararı almadan önce, güncel bir yönetim ile bloğu hayatta tutup tutamayacaklarına; yeterli zamanı ayırıp ayıramayacaklarına karar vermeleri gerekiyor. Geleceği düşünülmeden başlatılan kurumsal bloglar, şirketleri sanal ortamda arzu edilen şekilde temsil edemediğinden, faydadan çok zarar getiriyor.

Kurumsal blogun etkili olabilmesi için, öncelikle blog için uygun bir isim seçilmeli. Daha sonra bloğun etkinliğinde önemli rol oynayacak olan blog yazarları seçimine dikkat edilmeli. Kurumsal bloglarda yazacak bloggerlar, şirketin ürün ya da hizmetlerini çok iyi tanımalı, deneyimlerini ürün ya da hizmetle ilişkilendirebilmeli, şirketin iletişim faaliyetlerini ve stratejilerini iyi bilmeli ve gizli kalması gereken bilgileri açığa vurmadan, şirketin kendisiyle ilgili öne çıkarmayı planladığı özellikler üzerine gidebilmeli. Ayrıca işletme kültürünün, şeffaf iletişime uygunluğu, blogging kararı aşamasında mutlaka değerlendirilmeli.

Kurumsal blogların etkin iletişim araçları olarak işlev gösterebilmeleri için yeterli zaman ayrılmalı, ilgi çekici konulara yer verilmeli, düzenli gönderilerle içerik taze tutulmalı ve yorum yazmaya olanak sağlayarak sohbet ortamı oluşturulmalı.

Kurumsal Blogda kimler yazmalıdır? Üst yönetimin Kurumsal Blogda yazmasının önemi nedir?

Bu soruya tersten yanıt verecek olursam, öncelikle iletişim becerisi olmayan kişiler kurumsal bloglarda yazmamalı. İşlerinden, yöneticilerinden, ürün veya hizmetlerinden hoşnut olmayanlar, tozpembe tahminler yapmaktan kendilerini alamayan yöneticiler, her gün aynı şeyi yaptıklarını düşünen, işlerini renksiz ya da sıkıcı bulan çalışanlar da kurumsal blog yazarlığına soyunmamalı.

Blogging konusunda en büyük görüş ayrılığı ise üst yönetimin blog yazması konusunda yaşanıyor. Bazıları, programları son derece yoğun olan üst yönetimin blogging için zaman ayıramayacağını, bu nedenle blog yazmaması gerektiğini düşünürken, bazıları da şirketin en yetkili ağzından yapılacak açıklamaların yerini hiçbir şeyin tutamayacağını iddia ediyor. Şu bir gerçek ki blogging yapan, yani bunun için zaman ayıran üst düzey yöneticilerin sayıları her geçen gün artıyor. Yöneticiler bu yeni deneyimden büyük keyif almaya başlıyor. Yine de doğru kararın verilmesinde, zaman faktöründen çok, üst yönetimin iletişim becerileri büyük önem taşıyor.

Kurumsal Blogun şeffaflık sınırı ne olmalıdır? Kurumun gizli bilgilerinin blogda yer almaması için ne gibi önlemler alınmalıdır?

Blogging, kirli çamaşırlar konusunda açık sözlü olmayı başaramayan şirketlere göre pek de uygun bir iletişim aracı değil. Tabi ki her şirketin kendine göre sorunları var, ancak şirketler bunları belli bir açıklık içinde tartışmaya yanaşmıyorlarsa, blogların kendilerine kazandırabileceği gücü önemli bir oranda kaybediyorlar.

İnsanlar ise kendileriyle konuşan şirketlerin açlığı içindeler ve “Burada herşey mükemmel” diyen şirketlere karşı güvensizlik duyuyorlar. Bu noktada blogların ne kadar şeffaf olması gerektiği endişesi ortaya çıkıyor. İnternetin bilgiyi yayma hızı ve bloglarda ortaya konan bir gizli bilginin milyonlarca kişiye ulaşabileceği düşünüldüğünde, bu haklı bir endişe. Bu noktada kurumsal blogların temel özelliklerinin belki de en önemlisi olan şeffalık için bir sınır çizmek yerine, kurumların blog yazmaya başlamadan önce blogları için iyi tanımlanmış, önceden saptanmış blog amaçları ve yazılı bir bloglama politikası oluşturması gerekiyor. Şirketler, finans, hukuk vb. alanlarda bilgiyi gizli tutma hakkını bloglarda da saklı tutuyor.

Ancak, konu çalışanlara geldiğinde, kontrol daha da güçleşiyor. Blogging uygulamalarında önde gelen şirketler, bloglarda dikkat edilmesi gereken konularda bloglama politikalarının uygulanmasını sağlayarak ve çalışanları için filtreleme programları geliştirerek ve bu sorunu çözebiliyor.

Kurumsal Blogun kuruma sağladığı faydalar nelerdir?

Kurumsal blog sayesinde şirketler; çalışanlarını, paydaşlarını ve hedef kitlesini oluşturan gruplar için şeffaf bir yapı oluştururken, sadece tanıtım amaçlı kurdukları soğuk ve interaktif olmayan web siteleri yerine, farklı ve alternatif bir iletişim aracı kullanabiliyor.

Arama motorlarında da sürekli takip edildiklerinden ve güncellendiklerinden üst sıralarda yer alan kurumsal bloglar, şirketlere ölçülebilir sonuçlar da sunuyor. Düşük maliyetli olmaları, her büyüklükte şirket için avantaj oluştururken, özellikle iletişim bütçeleri sınırlı olan şirketlerin de seslerini duyurabilmeleri için iyi bir fırsat yaratıyor.

Kurumsal blogun şirketlere sağlayacağı başlıca faydaları aşağıdaki başlıklarda toparlayabiliriz;

  • Şirket hakkında olumlu söylentilerin oluşturulması
  • Niş pazarlardaki işletmelere seslerini duyurabilme imkanı tanıması
  • Düşük maliyetli olması
  • Güncel bilginin paylaşılması
  • Fikirlerin ortaya koyulması için platform oluşturması
  • Hedef kitleden feedback alınması
  • Hedef kitlenin ihtiyaç ve beklentilerinin anlaşılması
  • Hedef kitleyle olan ilişkilerde güven oluşumu sağlaması
  • Müşteri sadakatinin sağlanması
  • Görünürlüğün artırılması
  • Yeni fikirlerin ve ürünlerin test edilmesi
  • Krizlere zamanında tepki verilmesi
  • Karşılıklı görüşmeye olanak tanıması
  • İç iletişimin güçlendirilmesi

Hazırlayan

Yılmaz Altun
Vodaco Agency
www.vodacoagency.com

Kaynak: www.pazarlamadunyasi.com

14.04.2009    Gönderen Mustafa Duran | , , , , , , | Kavramlarla Pazarlama, Pazarlama | yorumsuz